21 Haziran 2022 Salı

I- Hakkari’nin Oramar Aşireti'nden “İş İnsanları” BULDAN’LAR…

Alman tedrisatı”ndan geçmiş akil adam Prof.Dr.Mithat SANCAR ile birlikte HDP’nin Eş Genel Başkanlığı’nı yapan Pervin BULDAN04.06.1994 tarihinde Bolu’da cesetleri bulunan eşi, “iş insanı” Savaş BULDAN ve onun diğer “iş insanları” dostları Hacı KARAY ve Adnan YILDIRIM’ın mezarları başında düzenlenen anma töreninde konuşmuş; “katiller halen aramızda…” demiş.


Anmada konuşan Savaş BULDAN'ın kardeşi Necdet BULDAN da “24 yıl önce bugün 3 kardeşimiz kaçırıldı. 24 yıl önce yaşatılanlar bugün yine devam ettiriliyor” demiş.




1989’da SHP'den Yüksekova Belediye Başkanı seçilen ve bir dönem belediye başkanlığı yapan Necdet BULDAN, kardeşi Savaş BULDAN'ın öldürülmesi üzerine Avrupa'ya kaçmış, bir süre Almanya'da kaldıktan sonra vatandaşlığa geçmişti. 

Daha sonra Belçika'nın Başkenti Brüksel'deki Kürt Parlamentosu'na seçilmiş; Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde 19 yıl kaldıktan sonra, tekrar Türk vatandaşı olmak için  yaptığı başvuru kabul edilince 2014’de tekrar Türkiye'ye dönmüştü. O kadar yıl, oralarda iaşe’sini nasıl temin ettiği konusunda bilgimiz yok; muhtemel, o da “iş insanı” ve Avrupa’daki “işler”ini yoluna koyduktan sonra Türkiye’ye dönmeyi uygun görmüştür!…



Öldürülen bu “iş insanları”nı anma günleri, “Faili meçhul kurbanı, aydın demokrat Kürt iş adamı” klişesi üzerinden oluşturulan “KATİL DEVLET” algısını sürdürmek üzere, her yıl, dışarıdan “yemlenen” medya ya da bazı yabancı devlet yayın kuruluşları tarafından haber yapılmaktadır.








Yüzlerce babasız kalan şehit çocuğunun olduğu bir ülkede, gerektiğinde, Savaş BULDAN’ın Kızı’ndan bile yararlanılmaktadır. Örneğin, her yıl Avrupa Ülkeleri ve ABD’deki vakıflardan yüzbinlerce euro/dolar’lık hibeler alan Ruşen ÇAKIR’ın  “Medyascope”u, Zelal BULDAN’ın hüznünü konu edebilmektedir:

“Zelal Buldan, babası Savaş Buldan anısına çektiği “Katarsis” belgeselini anlatıyor”

https://ruclip.com/video/XriKgKjTb18/zelal-buldan-babası-savaş-buldan-anısına-çektiği-“katarsis”-belgeselini-anlatıyor.html


Bu  “üç güzel iş insanı” SAVAŞADNAN ve HACI’nın ne “iş”i ile iştigal ettikleri  ve servetlerini nasıl oluşturdukları ile ilgili bir bilgimiz yok. Ancak; aşağıdaki konularda bilgimiz var.

·1📌17 Aralık 1996 tarihinde, dönemin MİT Müsteşarı Sönmez KÖKSAL imzasıyla Başbakanlık’a gönderilen rapor’da bu  “üç güzel iş insanı” hakkında şu bilgiler verilmektedir:



Adnan Yıldırım:

Selim oğlu, 1957 Diyarbakır doğumludur. Şubat 1994 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nde Savaş Buldan ve Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır.

04.06.1994 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.

Hacı Karay:

Fehim oğlu, 1950 Hakkari Yüksekova doğumludur. 13.02.1993 tarihi itibariyle Diyarbakır Cezaevi'nde başlatılan açlık grevi eylemini desteklemek amacıyla Yüksekova'da kepenk kapama eyleminde bulunmuştur.

Ağustos 1993 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova'da uyuşturucu ticareti yapan şahıslar arasında yer almıştır. Savaş Buldan ile irtibatlıdır.

Mart 1995 tarihi itibariyle iki kız kardeşi Gülcan ve Gülsen Karay, PKK örgütüne katılmak amacıyla kırsal alana çıkmıştır.

02 Haziran 1994 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nden Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır. 04.06.1994 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.


Savaş Buldan:



Şükrü oğlu, 1964 Hakkari Yüksekova doğumludur.

1979 tarihi itibariyle Yüksekova'da PKK paralelinde faaliyet göstermiştir.

Mart 1979 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova'da meydana gelen olaylarla ilgili olarak C.Savcılğı'nca hakkında dava açılmıştır.

1980 tarihi itibariyle Kızıltepe ve Diyarbakır'da Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) ile PKK örgütü arasında meydana gelen çatışmalar sonucunda bazı PKK mensuplarını evinde barındırmıştır…

Haziran 1992 tarihi itibariyle İstanbul'da ikamet ettiği dönemde uyuşturucu ticaretinde bulunmuş ve elde edilen gelirin büyük bir bölümünü PKK'ye aktarmıştır

28.07.1992 tarihinde, İstanbul Haznedar'da ele geçirilen silah ile ilgili olarak gözaltına alınmış ve bilahare sevk edildiği DGM'ce tutuklanmıştır.

02.06.1994 tarihinde İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nde yanında bulunan Adnan Yıldırım ve Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmışlardır. 04.06.1994 tarihinde ise Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.


📌 Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu SAVAŞ’ın 1997 tarihli “Susurluk Raporu”nda ise şöyle söz edilmektedir Savaş BULDAN’dan:

“……Yukarıda ifade edilen hususların benzer konularda meselâ Savaş Buldan'ın öldürülmesi için de geçerli olduğunu ifade edebiliriz. Adı geçen kaçakçılığı, PKK yanlısı bölücü eylemleri ile tescilli bir şahıstır.” 


Bu ifadelerden "şüphe" duyanlar olabilir; gazete arşivlerinde kalmış bazı haberler, belki daha sağlıklı bir bağlantı kurmamızı sağlayabilir.

✔ 90’lı yılların başı, Demirel-İnönü kabinesi işbaşında; Demirel Başbakan, İnönü yardımcısı... İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir... Menzir ve ekibi, bir uyuşturucu kaçakçısının evini basacaklar, içeride PKK ilintili külliyetli miktarda “mal” var...Kapıya dayanıyorlar ama, kaçakçının evine polis giremiyor... Çünkü evde, dönemin ünlü milletvekili Leyla Zana var!.. Zana, Genel Başkan’ı İnönü’yü, o Demirel’i arayınca, eve baskın gerçekleştirilemiyor!..


“Savaş Buldan çok yakın arkadaşımdı, sık sık görüşüyorduk” diyen Diyarbakır’lı gazeteci ve siyasetçi Cevat KORKMAZ şöyle anlatıyor o günü:

“Savaş Buldan´ın Etiler´deki evine Leyla Zana ve Mehdi Zana´nın da olduğu bir zamanda polis baskın yapmıştı. Savaş Buldan o baskından ötürü son derece medyatik oldu…”

✔  Ekim 2000Savaş BULDAN’ın yeğeni Adnan BULDAN, Gaziosmanpaşa’da, 57 kg eroinle yakalandı.



✔ 7 Mart 2001; müteveffa “iş insanı” Savaş BULDAN’ın kardeşi Nihat BULDAN, 2,5 milyon sterlin değerindeki 34 kilo eroinin sahibi olduğu iddiasıyla İngiltere’de tutuklanıyor ve 16 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.



Nihat BULDANağabeyi ve Yüksekova eski Belediye Başkanı Necdet BULDAN'ın yurtdışına kaçmasından sonra Oramar Aşireti'nin liderliğini yapıyor. Diğer ağabeyi Savaş BULDAN'ın ölümünden sonra, İstanbul Etiler'deki Rojda Restoran'ı işletmeye başlıyor ve  Laleli'de bir de oteli bulunuyor.

1999 genel seçimlerinde; HADEP’in çıkardığı 31 milletvekili adayı arasında yer alıyor, ancak partinin barajı aşamaması nedeniyle TBMM'ne giremiyor.

İngiltere'de 2 ay süren uyuşturucu davasında, Nihat BULDAN jüri tarafından, ‘organize eroin kaçakçılığı’ndan suçlu bulunuyor ve 16 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Diğer sanıklar, Haydar İspir 10 yıl, İsmail Kar 8 yıl hapis cezasına çarptırılıyor, Hasan Bozkurt beraat ediyor; Mehmet Topkaya'nın ise başka bir jüri önünde tekrar yargılanmasına karar veriliyor.

Harrow Kraliyet Mahkemesi'ndeki duruşmada SavcıBULDAN'ı organize uyuşturucu ticaretinde ‘Türkiye ayağından sorumlu’TOPKAYA'yı da ‘İngiltere’den sorumlu' olmakla suçluyor ve sanıkların, İngiliz Narkotik Polisi'nce 14 ay telefonlarının dinlendiğini, araçlarına gizli dinleme cihazı yerleştirildiğini ve görüşmelerinin de videoya çekildiğini söylüyor.

Sanık Avukatı savunmasında, BULDAN’ın, Mehmet TOPKAYA ve Abdullah BAYBAŞİN arasındaki anlaşmazlığı gidermek amacıyla Londra’da bulunduğunu ve dolayısıyla müvekkilinin suçsuz olduğunu iddia ediyor.

Sanıklardan Mehmet TOPKAYA da, BAYBAŞİN'in tehdidiyle uyuşturucu ticaretine karıştığını, BAYBAŞİN ile arasındaki sorunu çözmek amacıyla HADEP'ten yardım isteğini ve BULDAN'ın gönderildiğini söylüyor.

Savunma avukatlarının tanık gösterdiği HADEP Genel Başkan Yardımcısı Hamit GEYLANİİngiltere Başkonsolosluğu'ndan vize alamayınca BULDAN'a destek mektubu gönderiyor.

Peki, BAYBAŞİNLER kim?

Baybaşinler'in kökleri Güneydoğu Anadolu bölgesine uzanıyor. Ailenin uyuşturucu dünyasına ilk adımı 1970'li yıllarda, Lice'de eroin rafine ederek attığı söyleniyor.

1998 yılına gelindiğinde, Avrupa'ya eroin kaçakçılığı yaparak milyonlar kazanmaya başlıyorlar. Kolombiya'nın uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escobar'ın ardından, "Avrupa'nın Escobar'ı" olarak adlandırılan Hüseyin BAYBAŞİN, 1994'te İngiltere'ye gelerek sığınma başvurusunda bulunuyor ve  başvurusu kabul ediliyor. Daha sonra kendisine üs olarak Amsterdam'ı seçiyor.


Kardeşi Abdullah BAYBAŞİN, İngiltere'ye 1997 yılında geliyor. O da sığınma talebinde bulunuyor. Abdullah BAYBAŞİN'in İngiltere'deki eroin kaçakçılığında, o dönem, aslan payını elinde tuttuğuna inanılıyor.

Bir rakibi tarafından vurulmasının ardından tekerlekli sandalyeye mahkum olan Abdullah BAYBAŞİN, Londra'daki Türk ve Kürt toplumlarına korku salan BOMBACILAR adında, gençlerden oluşan, dükkan ve işyerlerine silahlı baskınlar düzenleyerek, haraç talebinde bulunan bir çete kurmuş. 9 Kasım 2002'de Bombacılar ile PKK/Kadek üyeleri arasında bir çatışma çıkmış, Alişan Doğan isimli bir kişi hayatını kaybetmişti.


Hüseyin BAYBAŞİN, Temmuz 2002'de uyuşturucu kaçakçılığından suçlu bulunarak Hollanda'da ömür boyu, 
Abdullah BAYBAŞİN de, 2006’da Londra'da görülen davasında 22 yıl hapse mahkum edildi. 

İlişkilere bakınız!...

İngiltere’deki PKK Çeteleri, daha önce yakın bağlarının olduğu BAYBAŞİN Çetesi ile çatışmaya başladığında; Kraliyet Mahkemesi'ndeki duruşmada savcının, “örgütün organize uyuşturucu ticaretinin İngiltere sorumlusu” olarak nitelendirdiği Mehmet TOPKAYAAbdullah BAYBAŞİN arasındaki anlaşmazlığı çözmek amacıyla, 13 Mart 2003 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından, 'PKK terör örgütüne yardım ve destek sağlayarak devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine fiillerin işlendiği odak haline geldiği' gerekçesiyle kapatılan HADEP’ten yardım istiyor ve parti tarafından Nihat BULDAN gönderiliyor! Bu dönemde, partinin genel başkanı da, muhtemelen Murat BOZLAK olsa gerek…

İngiltere’de 80’ler ve 90’larda uyuşturucu ticaretini elinde bulunduran BAYBAŞİN Kardeşler’in hapse girmesinden sonra, açılan alanı dolduran PKK, Avrupa’da mafya-siyaset-ticaret üçlemesi üzerinde daha rahat bir şekilde örgütlenerek gelişmiş ve zenginleşmiştir. 

Bugün artık, Avrupa’da örgütlü olduğu ülkelerde, ön planda ticari ve STK yapılanması adı altında faaliyetlerini sürdürmekte, o ülkelerin siyasetçileriyle yakın ilişkiler geliştirebilmektedir.


Bunlar olurken; Türkiye’de “yemlenen”, ancak “bağımsız” ve “demokrat” medya, 2009 yılında kapatılan DTP’nin arkasından, 1990'dan Bugüne, HEP'ten DTP'ye Kürtlerin Zorlu Siyaset Mücadelesi” başlığıyla derlemeler yayınlıyor, “Kürtler”in ne kadar zor koşullarda siyaset yaptığının altını “kalın kalın” çiziyordu. 


GERÇEKTEN ÇOK ZOR KOŞULLAR!!!

İngiltere’de 16 yıl hapis cezasına çarptırılan Nihat BULDAN’a dönmeden önce, mahkemede savcının, organize uyuşturucu ticaretinde ‘İngiltere Sorumlusu’ olarak suçladığı Mehmet TOPKAYA’nın kardeşi Mustafa TOPKAYA, bugün, Faruk Zabcı’nın aşağıdaki haberinde yazdığı gibi, “Londra’da yaşayan Türk toplumunun tanınmış isimlerinden bir ‘iş insanı’!

Evet...Haberde böyle veriliyor; "...Türk toplumunun tanınmış isimlerinden..." Faruk Zabcı'dan muhteşem bir "algı" çalışması! Yiyene tabi...



İngiltere’de PKK iltisaklı kurumlar içinde merkezde yer alan ve en aktif olan STK’lardan biri de Londra Halkevi (Turkish and Kurdish Community Centre)…"Londra'daki Türk Toplumu"nun ”tanınmış iş insanı” Mustafa TOPKAYA, aynı zamanda bu kuruluşun yöneticilerindendir.


Halkevi’nin eski başkanlardan İbrahim DOĞUŞ’un 2004 yılında yaptığı açıklamaya göre, Halkevi yönetimi ulusal hükümet ve medya ile de iyi ilişkilere sahiptir.






Şimdi, tekrar müteveffa “iş insanı” Savaş BULDAN’ın eşi ve aynı zamanda teyze kızı HDP Eş Genel Başkanı Pervin BULDAN’ın kayınbiraderi ve aynı zamanda teyze oğlu Nihat BULDAN’a dönelim…

İngiltere’de 4 yıl hapis yattıktan sonra, ikili anlaşmalara göre cezasının kalan kısmını tamamlaması için Türkiye’ye iade ediliyor. Çanakkale Cezaevi’ne, ardından da, her nasıl oluyorsa (!) Erciş Açık Cezaevi’ne konulan Nihat BULDAN, 2.5 yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye ediliyor.

Serbest kalır kalmaz da, kolları sıvayıp “iş insanlığı”na döndüğü anlaşılıyor...

✔ Ocak 2008; İran’dan getirdiği uyuşturucuyu karayolu ile İstanbul’a ulaştıran ve oradan da Avrupa Ülkeleri’ne sevk etmeye çalışan Nihat BULDAN, bu kez 90 kilo eroinle yakalanıyor. Polisin yaptığı teknik ve fiziki takip sonucunda BULDAN’ın, DTP Iğdır Milletvekili olan yengesi Pervin BULDAN’ın Audi A3 otomobilini kullandığı saptanıyor.



Dava 16 Nisan 2010 tarihinde karara bağlanıyor; mahkeme heyeti, sanıklar Nihat BULDANSelahattin TaşYavuz ÇayırMuzaffer ÖzpazarÇelebi ÖzpazarAli ErsonHakan Timuçin KayaSalih Rengiz NalcıoğluYılmaz Kaya ve Bülent Çapa'yı ''iştirak halinde uyuşturucu ticareti yapmak'' suçundan, uyuşturucu miktarının fazlalığını da göz önüne alarak 12,5'ar yıl hapis ve 7 bin 500'er TL adli para cezasına çarptırıyor!


✔ Ekim 2007Ekim 2000’de Gaziosmanpaşa’da 57 kg eroinle yakalanan “Savaş BULDAN’ın yeğeni Adnan BULDAN,  tekrar ortaya çıkıyor; ne de olsa adamlar “iş müptelası”!...

Bahçelievler'de bir apartman dairesinde yangın çıkıyor. Yangına müdahale eden itfaiyenin söndürme ve soğutma çalışmaları sırasında, evde arama yapan polis 5 kilo 400 gram eroin buluyor.

Ev sahibi kim? Adnan BULDAN! 

Yangının ardından kaçıyor ve narkotik polisi, evin eroin imalathanesi olarak kullanıldığını tespit ederek soruşturma başlatıyor.

Bir yıl boyunca kaçak olan Adnan BULDAN9 Ekim 2008’de, Diyarbakır-İstanbul uçağının inişinin ardından havalimanından çıkış yapmak isterken narkotik polisi tarafından gözaltına alınıyor. Adliyeye sevk edilen Buldan görüntü alan basın mensuplarına küfür ederek ve tekme atarak tepki gösteriyor! 

Hakkari’nin Oramar Aşireti’nin “iş insanları”nın faaliyetleri bunlarla bitmiyor; “genç iş insanı” kuzenler çıkmaya başlıyor piyasaya!

✔ 20 Şubat 2009: Savaş BULDAN'ın kuzeni Şefik BULDAN, Esenler’de 3 kg eroinle yakalanıyor. Uyuşturucuyu, Kıbrıs üzerinden İngiltere’ye göndermek isteyen BULDAN ve 4 adamı gözaltına alınıyor.



✔ Ağustos 2012; Sefaköy'de Nihat BULDAN'ın oğlu Sedat BULDAN ile yeğeni Rojhat BULDAN 63 kilogram eroin ile yakalanıyor.


Hakkari’nin Oramar Aşireti’nden BULDAN'lar, sürekli "iş" üzerinde yakalanmaktadırlar ve de müteveffa "Kürt İş İnsanı" Savaş BULDAN, her yıl mezarı başında anılmaktadır.
Savaş BULDAN'ın eşi ve teyze kızı Pervin BULDAN ise, siyasetimizde bir "güneş" gibi doğmuştur!



Merak etmekteyiz...

"Siyaset bilimi, insan hakları ve devlet kuramı konularında uzman" ve de "Alman tedrisatlı" Eş Başkan Prof.Dr.Mithat SANCAR, ne demektedir bu ilişkilere?!


 

3 Mart 2022 Perşembe

Rusya, Ukrayna ve Önceden Belli Bir Savaşın Tarihçesi

Rusya, Ukrayna ve Önceden Belli Bir Savaşın Tarihçesi


1989'da Doğu Avrupa'daydım, Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açan kemikleşmiş komünist diktatörlükleri deviren devrimleri haberleştiriyordum. Umut zamanıydı. NATO, Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasıyla birlikte hükümsüz hale geldi. Başkan Mihail Gorbaçov, Rusya'yı da içerecek yeni bir güvenlik paktı kurulması amacıyla Washington ve Avrupa ile iletişime geçti. Reagan yönetimindeki Dışişleri Bakanı James Baker, Batı Almanya Dışişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher ile birlikte Sovyet liderine, Almanya birleşirse NATO'nun yeni sınırların ötesine yayılmayacağına dair güvence verdi. Yine, Büyük Britanya ve Fransa tarafından verilen NATO'yu genişletmeme taahhüdü, yeni bir küresel düzenin habercisi gibi görünüyordu.Barış payı”nın önümüzde sallandığını, Soğuk Savaş'ı karakterize eden silahlara yapılan büyük harcamaların, ordunun doymak bilmez iştahını beslemek için uzun süredir ihmal edilen sosyal programlar ve altyapı harcamalarına dönüştürülebileceği umudunu gördük.

O zamanlar diplomatlar ve siyasi liderler arasında, NATO'yu genişletmeye yönelik herhangi bir girişimin, aptalca ve Rusya'ya karşı, Soğuk Savaş'ın sonunda sevindirici bir şekilde ortaya çıkan bağları ve yükümlülükleri ortadan kaldıracak yersiz bir provokasyon olduğu konusunda neredeyse evrensel bir anlayış vardı.

Ne kadar saftık. Savaş endüstrisi, gücünü ya da kârını küçültmek niyetinde değildi; hiç vakit kaybetmeden, eski Komünist Blok ülkelerini Avrupa Birliği ve NATO'ya katmak için yola çıktı. Şu anda Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, Slovenya, Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi NATO'ya katılan ülkeler, NATO askeri donanımı ile uyumlu hale gelebilmek amacıyla, genellikle ağır krediler yoluyla ordularını yeniden yapılandırmak zorunda kaldılar.

“Barış payı” (yani, savunma harcamalarının eğitim ve sağlık gibi barış zamanı harcama kalemlerine aktarılması) olmayacaktı. NATO'nun genişlemesi, Soğuk Savaş'tan çıkar sağlayan şirketler için hızla milyarlarca dolarlık bir ganimet haline geldi. Örneğin Polonya, M1 Abrams tanklarına ve diğer ABD askeri teçhizatına 6 milyar dolar harcamayı kabul etti. Rusya tekrar düşman olmayı kabul etmiyorsa, o zaman düşman olmaya zorlanacaktı. Ve işte buradayız. W.H.Auden'in yazdığı gibi, küçük çocuklar sokaklarda ölürken, yalnızca savaş endüstrisinin kâr edeceği bir başka Soğuk Savaş'ın eşiğinde…

NATO'yu Rusya sınırlarına kadar zorlamanın sonuçları (şu anda Polonya'da Rusya sınırından 100 mil uzakta bir NATO füze üssü var), siyasete yön verenler tarafından iyi biliniyordu. Ancak yine de bunu yaptılar. Jeopolitik bir anlamı yoktu; ancak ticari bir anlamı vardı. Ne de olsa savaş bir iştir ve çok kazançlı bir iştir. Hiçbir zaman kazanamayacağımız, bizi bataklığa sokan nafile bir savaşa girdiğimizin birkaç yıl sonra anlaşılmış olmasına ve bu konuda  yaygın bir fikir birliği olmasına rağmen, Afganistan’da niçin 20 yılımızı harcadığımızın nedeni budur.

WikiLeaks tarafından sızdırılan ve yayımlanan, Moskova’dan, ABD Genelkurmay Başkanlığı’na, NATO-AB İşbirliği’ne, Ulusal Güvenlik Konseyi’ne, Rusya Moskova Siyasi Kollektifi’ne, Savunma Bakanlığı’na ve Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen 1 Şubat 2008 tarihli bir gizli diplomatik belgede, NATO'nun genişlemesinin, özellikle Ukrayna konusunda Rusya ile er geç bir çatışma riski taşıdığı konusunda kesin bir anlayış vardı.

Belgede, “Rusya, yalnızca (NATO tarafından) kuşatılma ve Rusya'nın bölgedeki etkisini zayıflatma çabalarını algılamakla kalmamakta, aynı zamanda Rusya'nın güvenlik çıkarlarını ciddi şekilde etkileyecek öngörülemeyen ve kontrolsüz sonuçlardan da korkmaktadır” yazıyor.

“Uzmanlar bize, Rusya'nın, Ukrayna'da NATO üyeliği konusundaki güçlü bölünmelerin ve etnik Rus topluluğunun çoğunun üyeliğe karşı olmasının, şiddeti veya en kötü ihtimalle iç savaşı da kapsayacak büyük bir bölünmeye yol açabileceğinden özellikle endişe duyduklarını söylüyorlar. Bu durumda, Rusya müdahale edip etmeyeceğine karar vermek zorunda kalacak; bu da, Rusya’nın karşı karşıya kalmak istemediği bir karar… Carnegie Moskova Merkezi Başkan Yardımcısı Dmitri Trenin, Ukrayna’nın, NATO üyeliği konusundaki arayışının tetiklediği duygu ve sinirlilik düzeyi göz önüne alındığında, uzun vadede ABD-Rusya ilişkilerinde potansiyel olarak en istikrarsızlaştırıcı faktör olduğu konusundaki endişesini dile getirdi... Üyelik, Ukrayna iç siyasetinde bölücü bir unsur olmaya devam etmesi nedeniyle, Rus müdahalesi için açık bir alan yaratmıştır. Trenin, ABD’nin muhalif politik güçleri açıkça teşvik etmesinin, Rus müesses nizamı içindeki unsurları tahrik ederek karışmaya isteklendireceği, ABD ve Rusya’yı klasik bir cepheleşme durumuna bırakacağı konusunda kaygılarını ifade etmiştir.”

Obama yönetimi, Rusya ile gerilimi daha da artırmak istemediği için, Kiev'e silah satışını engelledi. Ancak bu ihtiyatlı davranış, Trump ve Biden yönetimleri tarafından terk edildi. ABD ve Büyük Britanya'dan gelen silahlar, vaat edilen askeri yardımın 1,5 milyar dolarlık kısmının bir parçası olarak Ukrayna'ya akıyor. Ekipman, Moskova'nın tekrarlanan protestolarına rağmen, yüzlerce sofistike Javelin füzesini ve NLAW tanksavar silahlarını içeriyor.

ABD ve NATO müttefiklerinin Ukrayna'ya asker gönderme niyeti yok. Aksine, Rusya ile Gürcistan arasındaki 2008 ihtilafında yaptığı gibi, ülkeyi silahlarla dolduracaklar.

Ukrayna'daki çatışma, Gabriel Garcia Marquez'in "Kırmızı Pazartesi" adlı romanını yansıtıyor. Romanda, anlatıcı tarafından “daha önce hiç bu kadar önceden bildirilen bir ölüm olmadığı” kabul edilir, ancak hiç kimse onu durdurmayı başaramaz veya istemez. 1989'da Doğu Avrupa'dan haber yapan hepimiz Rusya'yı kışkırtmanın sonuçlarını biliyorduk ama yine de çok azı bu çılgınlığı durdurmak için sesini yükseltti. Savaşa yönelik sistemli adımlar, bizi uyurgezerler gibi felakete doğru götürerek, artık kontrol edemeyecekleri duruma geldi.

NATO Doğu Avrupa'ya yayıldığında, Clinton yönetimi Moskova'ya, NATO muharebe birliklerinin Doğu Avrupa'da konuşlandırılmayacağına dair söz verdi; 1997 NATO-Rusya Karşılıklı İlişkiler Kurucu Yasası'nın belirleyici konusu… Bu sözün yine yalan olduğu ortaya çıktı. Ardından 2014 yılında ABD, Avrupa Birliği yerine Rusya ile ekonomik bir ittifak kurmaya çalışan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'e karşı bir darbeyi destekledi. Elbette, Doğu Avrupa'nın geri kalanında görüldüğü gibi, Avrupa Birliği'ne entegre olduktan sonraki adım NATO'ya entegrasyondur. Darbeden korkan Rusya, AB ve NATO'nun teklifleri karşısında alarma geçti, ardından büyük ölçüde Rusça konuşanların yaşadığı Kırım'ı ilhak etti. Ve bizi şu anda Ukrayna'da sürmekte olan çatışmaya götüren ölüm sarmalı durdurulamaz hale geldi.

Savaş devletinin ayakta kalabilmesi için düşmanlara ihtiyacı var. Düşman bulunamadığında “bir düşman” üretilir. Putin, Senatör Angus King'in sözleriyle yeni Hitler, Ukrayna'yı ve Doğu Avrupa'nın geri kalanını ele geçirmek için meydana çıktı. Basın tarafından utanmazca yankılanan, tüm gücüyle attığı savaş çığlıkları, tarihsel koşulların çelişmesini boşaltarak, bizleri kurtarıcılar olarak yücelterek ve Saddam Hüseyin'den Putin'e, biz kime karşı çıkarsak yeni Nazi lideri olarak yücelterek haklı çıkıyor.

Basın tarafından utanmazca yankılandırılan tüm gücüyle atılmış savaş çığlıkları, tarihsel bağlamından kopartılarak, Saddam Hüseyin’den Putin’e, biz kime karşı çıkıyorsak, yeni Nazi lideri ve bizleri de kurtarıcılar olarak yücelterek meşrulaştırılmaktadır.

Chris Hedges/mintpress news/25 Şubat 2022

Pulitzer ödüllü bir gazeteci olan Chris Hedges, The New York Times’da on beş yıl boyunca dış muhabir, gazetenin Orta Doğu Büro Şefi ve Balkan Büro Şefi olarak görev yaptı.