M.ALİ GÜLLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
M.ALİ GÜLLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2014 Pazartesi

MEHMET ALİ GÜLLER/ Kılıçdaroğlu Erdoğan'ı Başkan yapar!

 
mehmetaliguller
Başlıktaki soruyu mantıksız bulanlar, lütfen Deniz Baykal'ın Erdoğan'ı Başbakan yaptığını anımsasın: 3 Kasım 2002 seçimlerinden 12 gün sonra AB Komiseri Günter Verheugen Baykal'la görüşür ve Erdoğan'ın başbakan yapılmasını ister. Yanıt olumludur, zira Verheugen bir araya geldiği Erdoğan'a "Deniz Baykal seni Başbakan yapacak" der.
 
Sonra Siirt seçimleri bahanesi, yasal düzenlemeler ve "muhtar bile olamayacak" konumdaki Erdoğan, üç ay sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olur. Geride kalan 12 yılda da, son olarak yardımcısı Beşir Atalay'ın itiraf ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti devletiyle hesaplaşır!
 
Çankaya'yı milliyetçi oylar belirleyecek
Ancak nihai hesaplaşma bitmedi: Daha güneydoğu özerk olacak, Türkiye federasyon olacak, Erdoğan da başkan olacak! Hesapları bu...
 
Bu hesabın gerçekleşmesi için öncelikle Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması gerekiyor. Peki, nasıl çıkar? Aritmetik şöyle: AKP'nin 30 Mart'ta yakaladığı yüzde 43-45'lik bir oy ile PKK'nin yüzde 7'lik oyunun toplamı Çankaya'nın kapısını açacak.
 
Ancak burada kritik sorun şu: AKP ile PKK'nin seçim ittifakı Erdoğan'a yüzde 7 oy getirir ama partisinden de daha fazla oy götürür!
 
İşte Erdoğan bunu bildiği için, hem PKK'yi hem de 30 Mart'ta aldığı milliyetçi oyları idare etmeye çalışıyor. Zaman zaman PKK karşıtı mesajlar veriyor, anaların durumundan yararlanmaya çalışıyor vs.
 
Anımsatalım: 30 Mart seçimlerini milliyetçilik kazandı. Hem MHP'nin oyları arttı, hem de AKP'nin güç kaybı seçim öncesi yoğunlaştığı milliyetçi söylemle durdu.
 
Kılıçdaroğlu PKK'nin oyuna talip
Artık başlıktaki soruyu neden sorduğumuza gelebiliriz.
 
Erdoğan'dan sonra bu kez Almanya'ya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gitti. Her ikisi de Almanya'da cumhurbaşkanlığı seçimleri için oy istedi.
 
Ancak Kılıçdaroğlu, Erdoğan'dan farklı olarak PKK'den de oy istedi: "HDP'nin tabanını oluşturan Kürt vatandaşlarımızın, CHP'nin göstereceği ya da destekleyeceği adaya destek olmalarını bekleriz."
 
Bakın hiçbir CHP'li kendini kandırmasın ve bu sözler salt "herkesin oyuna talip olma" durumu sanılmasın! Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartının kaldırılmasını AKP'den bile daha hevesli isteyen Kılıçdaroğlu'nun CHP'yi "yenileme" hedefi işte buralardan geçmektedir!
 
Çatı aday dinamitleniyor
Kılıçdaroğlu PKK'nin oyuna talip olurken, aslında "çatı aday" fikrini de dinamitlemektedir. Zira PKK'nin gelecek oyu, MHP'nin gidecek oyu demektir!
 
Kaldı ki PKK'nin oyu CHP'ye gitmez. Çünkü pek çok PKK sözcüsünün de belirttiği gibi Erdoğan'ın varlığı, Açılım'ın garantisidir. PKK Erdoğan ile mevziler kazanmış, onunla büyümüş, onunla özerkliği inşa etmeye soyunmuştur!
 
Hiç kimse PKK'ye Erdoğan'dan daha yararlı olamaz!
 
CHP kendi oyunu da kaybeder
Kılıçdaroğlu PKK'nin oyuna talip olarak, aynı zamanda CHP'nin mevcut oyunu da kaybedecektir. Zira her seçim, bölücülükle birleşmenin oy kaybettirdiğinin ispatıdır.
 
Hatta CHP için daha da somut göstergeler vardır. CHP sürekli kazandığı Tunceli'yi, Erdoğan ile PKK'nin Dersim çıkışını sahiplenerek en sonunda kaybetmiştir.
 
Kılıçdaroğlu'nun PKK'den oy talep etmesi, en sonunda Çankaya'yı da Erdoğan'a teslim etmesini sağlayacaktır.
 
Yani CHP'nin önceki Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Başbakan yaptığı Erdoğan'ı, CHP'nin şimdiki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Cumhurbaşkanı yapmaya soyunmuştur!
 
Ancak umarım CHP yönetimi içinde Kılıçdaroğlu'nun bu hamlesine dur denilir ve Çankaya Erdoğan'a altın tepside ikram edilmez. Edilmeyecektir de!

12 Mayıs 2014 Pazartesi

MEHMET ALİ GÜLLER/ Edepsiz saldırının dokuz sonucu

 
                            
                                                             Aydınlık;12.05.2014
 
Dünya Psikologlar Günü’ne denk gelen Danıştay’ın 146. kuruluş yıl dönümü töreni, bol malzemeye sahipti. Erdoğan’ın kendisini kaybederek kürsüde konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na “edepsiz” dediği anlar, eminiz tıp biliminin ilgisini çekmiştir.
 
AKP’nin tarihine “edepsiz vaka” olarak geçecek bu olay, bize göre şu 9 sonucu doğurmuştur:
 
1) Başbakan açısından
Dinledikten sonra bir de okudum. TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun konuşmasında tek bir hakaret ya da edep dışı söz yoktu.
 
Fakat Feyzioğlu’na önce laf atan, sonra ayağa kalkıp had bildirmeye çalışan, olmayınca da etrafını toplayıp salonu terk eden Erdoğan’ın davranışları baştan aşağı saygısızcaydı.
Erdoğan bu davranışıyla, kendisine yöneltilen eleştirileri haklı çıkarmış oldu.
 
2) Gazetecilik açısından
Metin Feyzioğlu’nun konuşmasında tek bir hakaret ya da edep dışı söz olmadığı için ertesi gün gazete köşelerinde kırk takla atmak zorunda kalan AK Medya kalemşorlarının, en sonunda konuyu “söz değil ama davranış edepsizlikti” lafına bağlamaları, mesleğimiz adına vahimdi.
 
Feyzioğlu’nun konuşmasında hakaret bulamayan meslektaşlarımız, Erdoğan’ın salonu terk ettikten sonra AKP kampında yaptığı ve 18 kanaldan canlı verilen konuşmasında bolca malzeme bulabilirdi. Örneğin Erdoğan’ın Feyzioğlu için “Anayasa profesörüymüş. Senden bir şey olmaz” demesi gibi.
 
3) Cumhurbaşkanı açısından
Devletin 1 numarasının Abdullah Gül olmadığı, olamayacağı bir kez daha anlaşıldı. Yeri 3 numara olan Erdoğan’ı “sakinleştiremeyen” hatta 3 numara kalkıp çıkınca peşi sıra arkasında yürüyen bir cumhurbaşkanı, siyasi ömrünü tamamlamıştır.
 
Fakat daha önemlisi devletin en tepesindekilerin düştükleri durumdur. Danıştay töreninde ortaya çıkan tablo, Erdoğan Hükümeti’nin aslında yönetememesinin bir sonucudur.
Haziran Halk Hareketi ile birlikte iktidarı sarsılan Erdoğan, yönetme krizini 30 Mart sonuçlarına rağmen aşamamıştır!
 
4) Genelkurmay Başkanı açısından
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in “Erdoğan’dan çok Erdoğancı” diye tanımlanabilecek tavrı, tutuklu yakınlarında hayal kırıklığı yarattı.
 
Silah arkadaşlarının bir kumpasla hapiste olmasını TSK’ye karşı bir “edepsizlik” olarak görmeyen ama Feyzioğlu’nun konuşmasını Erdoğan’a karşı edepsizlik sayarak arkasından onu takip eden Özel, gittikçe yalnızlaşmaktadır!
 
5) CHP açısından
Ana muhalefet partisi CHP de Feyzioğlu’na yönelik saldırıda sınıfta kaldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu Baro Başkanı’nın sözlerini eleştirdi.
 
Daha da kötüsü, Loğoğlu, tıpkı AKP gibi Feyzioğlu’nun saygısızlık ettiğini savunarak CHP’ye yapılan “yandaş muhalefet” eleştirilerine haklılık kazandırdı.
 
Kim bilir, belki de CHP, Feyzioğlu’nu cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda rakip gördüğündendir...
 
6) Danıştay Başkanı açısından
Danıştay Başkanlığı’nın olaydan sonra bir açıklama yayınlayarak Feyzioğlu’nu “konukları rahatsız etmekle” suçlaması, Danıştay Başkanı’nın düğmesiz olan cübbesini Erdoğan’ın karşısında elleriyle iliklemeye çalışmasıyla uyumlu olmuştur!
 
7) Siyaset Bilimi açısından
Kuşkusuz Erdoğan siyasetin sadece siyasi partilerin işi olmadığını çok iyi bilmektedir. Ancak buna rağmen gün geçtikçe, siyaseti “yasaklamaya” soyunmaktadır. Son olarak Metin Feyzioğlu’na da “sen siyasi konuşamazsın” diyen Erdoğan, anlaşılmaktadır ki, siyaseti sadece kendine hak görmektedir: Erdoğan’ı öven konuşmalar serbesttir ama eleştiren konuşmalar siyasisidir ve yasaktır!
 
Erdoğan’ın sık sık tekrarladığı “cübbeni çıkar öyle siyasi konuş” lafı, içerikten yoksundur. “Ben bu davanın savcısıyım” diyerek doğrudan yargıya müdahale eden Erdoğan, Feyzioğlu’na siyaseti yasaklamaya kalkabilecek en son insandır!
 
Kaldı ki, “yasama, yürütme, yargı” sacayağına dayanan rejimlerde yargının en önemli görevi, zaten siyaseti denetlemektir. Yargı, en başta siyasetin yasalara uygun iş yapıp yapmadığını denetler.
 
8) Öcalan açısından
Erdoğan’ın Metin Feyzioğlu’nun konuşmasına edepsizlik dediği saatlerde, Öcalan da Erdoğan’ın “tek bayrak, tek devlet, tek millet” sözlerine “zırvalık” diyordu.
 
Öcalan’ın bu sözü Demokratik İslam Kongresi’ne gönderdiği 6 sayfalık konuşmasındaydı ve konuşma metni Adalet Bakanlığı tarafından HDP’ye teslim edildiği için hükümetin bilgisindeydi.
 
Anlaşılan Baro Başkanı’na “posta koyan” Erdoğan, Öcalan’a karşı çaresizdi!
 
Artık konu Egemen Bağış’ın sahasındadır. Zira Beyaz Saray Erdoğan’ı hedef alan beyzbol sopasını gösterdiğinde, “bunda bir şey yok, Amerikalılar için beyzbol sopası tespih gibidir” açıklamasıyla akılları felç edebilmiştir. Zırvalık kelimesine de mutlaka AKP çevrelerini ferahlatan bir açıklama bulacaktır.
 
9) Rejim açısından
Bakanlara saat takan, İçişleri Bakanı’nı kendisi kalkan yapan Reza Zarrab’ın “hayırsever işadamı”, Öcalan’ın “barış elçisi” ilan edildiği bir rejimde, Metin Feyzioğlu’na “edepsiz” denmesi normaldir!
 
Bu rejim, zaten bu yüzden yıkılmaktadır! Yıkılma işareti belirdikçe daha da öfkelenmekte, daha da saldırganlaşmaktadırlar!

27 Aralık 2013 Cuma

MEHMET ALİ GÜLLER/ AKP değil Küçük Amerika yıkılıyor

AYDINLIK; 27.12.2013
 
 
Son istifaların ortaya koyduğu en önemli gerçek, 6 aydır iktidarını kaybetmiş olan Erdoğan'ın artık adım adım hükümetini de kaybettiği gerçeğidir.

Kuşkusuz bu durum sadece Türkiye'yi değil, Suriye'den başlayarak tüm bölgeyi etkileyecek bir gelişmedir.

Erdoğan gidiyor, bölge rahatlıyor

Örneğin Suriye, kendisine karşı yarı açık savaş sürdüren, sınırlarını terör örgütlerine açan bir rejimden kurtulacaktır.
 
Örneğin İran, kendisini müzakere masasında tutmakla görevlendirilen, bir Sünni ittifakıyla bölgede Batı adına kendisini çevrelemeye çalışan bir rejimden kurtulacaktır.
 
Örneğin Irak, kuzeyindeki özerk bölgeyi kendisine karşı kullanan ve oraya dayanarak genişleme hayali kuran bir rejimden kurtulacaktır.
 
Örneğin Mısır, önceki gün terör örgütü ilan ettiği Müslüman Kardeşlerin Türkiye ayağı saydığı Tayyip Erdoğan rejiminden ve Ankara'nın Kahire'yi karıştıran müdahalelerinden kurtulmuş olacaktır.
 
Mafya-Galdyo-Tarikat rejimi

Dikkat ediniz, dört ülkenin de kurtulacağı şeyi, bir hükümet olarak değil, bir rejim olarak niteledik!
 
Burası önemlidir ve Erdoğan hükümetinin yıkılmasının bölgeyi de aşan bir etkiye yol açacağını göstermektedir. Şöyle ki, 11 yıllık AKP iktidarı ile oluşturulan rejim, aslında 60 yıllık Küçük Amerika sürecinin zirvesiydi. Son 11 yılda ABD AKP ile Türkiye'yi fiilen yıktı ve yerine Küçük Amerika'yı kurdu.
 
Küçük Amerika bir Mafya-Gladyo-Tarikat rejimiydi ve Ankara'yı Washington'a bağlı Gladyo yönetiyordu.
 
Ekonomisi 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana serbest piyasa ekonomisine eklemlenmiş ve tüm kârlı kamu kurumları satılmıştı.
 
Rejimin ideolojisi SSCB yıkılana kadar Türk-İslam senteziydi. SSCB'den sonra küreselleşme atağı başlatan ABD için ideolojinin Türk boyutuna gerek kalmadı; sadece İslam kaldı. Kendisini en iyi Refahyol iktidarı ile cisimlendiren bu ideoloji, Amerikan İslamı'ydı. 11 Eylül'den sonra ise ABD'nin BOP hedefi gereği Ilımlı İslam'dı.
 
Rejim, MİT-Emniyet-Yargı üçgeni üzerinden ülkeyi biçimlendiriyordu. ABD'nin Irak işgallerine destek vermeyen TSK Pentagon'a göre hizadan çıkmıştı ve sadece yeniden hizaya sokulması artık yeterli değildi. TSK'ye diz çöktürülmeli ve Küçük Amerika'nın boru bekçisi ve en iyi ihraç malı olmalıydı.
 
Mübarek gidiyor, Mursi gelmiyor!

İşte Erdoğan'ın önce iktidarını, şimdi de adım adım hükümetini kaybetmeye başlaması, en başta yukarıda özetlediğimiz bu Amerikan rejiminin yıkılması demektir.
 
Erdoğan ABD'nin model ortağıdır; İran'ı masada tutan kolaylaştırıcıdır, Suriye'de sopadır, Irak'ta kuzeyden bölendir, Mısır'da iktidar aygıtına eklemlenendir, Libya'da lojistiktir, Afganistan'da kalkandır, Somali'de paratonerdir.
 
Tüm bunları yapabilmesi için de Ortadoğu'ya Ilımlı İslamcı, tabanına Yeni Osmanlıcı, AB'ye muhafazakâr demokrat olmuştur.
 
İşte artık bu sistem yıkılmaktadır!

Yıkan ise ABD ve Cemaat değil, Haziran Ayaklanması'dır, Aslanlı Yol'dur!
 
ABD şimdi Mısır'da yaptığı gibi Mübarek'i verip rejimi kurtarmaya çalışacaktır. Türkiye'ye yön veren dinamikler, Mursi (Cemaat ve Gül) gelir endişesi taşımadan Mübarek'e yüklenmeye devam etmelidir. Zira hem Mursi'nin gelmesi zordur hem de Mısır'da görüldüğü gibi gelişiyle gidişi bir olacaktır!
 
Zira rejim iyi analiz edildiğinde görülecektir ki, AKP olmadan Cemaat devlet aygıtı olamaz, Erdoğan olmadan da AKP iktidar olamaz! Abdullah Gül'ün monte edileceği Yeni AKP ya da Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerleştirileceği koalisyonlar, Aslanlı Yol Türkiye'sinde gerçekleşebilir seçenekler değildir!