Röportajlar; James Franklin Jeffrey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportajlar; James Franklin Jeffrey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2016 Perşembe

PKK eylemlerini artıracak!

Em. Amerikan Büyükelçisi Jeffrey Aydınlık’a konuştu: ‘Terör, şu ana kadar şahit olduklarınızdan çok daha kötü bir noktaya gelecek diye düşünüyorum... PKK’nın patlak verdiği 1983 yılında -o sıralar Türkiye’nin Güneydoğusundaydım- bizzat şahit olduklarımdan günümüze kadar yaşananların çok çok ötesinde kötü şeyler olacak.’




James Franklin Jeffrey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi. 2008-2010 yıllarında, Ergenekon-Balyoz operasyonlarının ilk dalgaları sırasında Büyükelçiydi. Jeffrey ile Ankara’daki terör saldırılarını ve Washington’un PKK ve PYD’ye yaklaşımını konuştuk. 

Jeffrey, değişik dönemlerde dört kez Türkiye görevinde bulunmuş ve özellikle Kürt meselesinde uzmanlaşmış, bizzat sahada yer almış. Eleştirel duruşuna rağmen, Amerikan yönetimiyle yakın ilişkisi devam ediyor. Büyükelçi Jeffrey aynı zamanda ABD için dış politika üreten CFR’nin kıdemli üyesi. Büyükelçi telefonla yaptığımız söyleşimizde kullandığı ifadelerde, Türk-Amerikan ilişkilerini gerecek yaklaşımdan kaçınmaya çalıştı ancak PKK’ya karşı yürütülen operasyonlar konusundaki tepkisini de ifade etmekten geri durmadı.

‘MEVCUT DURUM DEVAM EDECEK’

| Ankara’daki terör saldırıları Türkiye’nin Suriye ve PKK’ya yönelik siyasetlerini yakın bir gelecekte nasıl etkileyecek?

Her şeyden önce, şu anki varsayım Türkiye’nin PKK’ya karşı bir savaş içinde olduğu yönünde. Aynı zamanda IŞİD ile de bir çatışma yaşıyor. Türk hükümetine göre saldırıları PKK’nın düzenlediği görülüyor ancak IŞİD de -geçtiğimiz yıl dört kez yaptığı gibi- saldırılar düzenleyebilir. PKK da birkaç ağır saldırı düzenledi, buna geçtiğimiz ay Ankara’da yapılan saldırı dâhil...

Yani genel olarak bakacak olursak, köklü bir politika değişikliği olacağını öngörmüyorum. Türk hükümeti PKK’yı tamamen mağlup edemez. PKK da tabii Türk hükümetini, herhangi bir siyasetini değiştirmesi yönünde zorlayamaz. Yani mevcut durumun devam edeceğini düşünüyorum...

| Peki, Türkiye, PYD’ye karşı Suriye’ye müdahale etmeye karar verirse, ABD’nin tavrı ne olur?

Nereye ve hangi koşullarda müdahale ettiğine bağlı... Ancak böylesine bir şeyin pek de gidişata uygun bir hamle olduğunu düşünmüyorum. Çünkü tam da şu anda, en azından bazı Rus uçakların çekilmesiyle, PYD, cephe boyunca fazla bir harekette bulunmuyor... Türkiye’nin desteklediği Suriye direnişine yönelik mevcut ikmal yollarının PYD tarafından kesilmesi ihtimali yok. Türkiye açısından böyle bir riskin olmadığını düşünüyorum. PYD böyle bir hamle yapsaydı, Türkiye müdahale ederdi. Washington açısından da bu sorun olmazdı. Ancak, Türkler bütün güney sınırı boyunca -Rakka’nın kuzeyinde bulunan PYD güçleri dâhil- bütün PYD’ye karşı büyük çaplı bir saldırı başlatsalardı, Amerika Birleşik Devletleri endişelenirdi.

PKK’NIN MESAJI

| Ankara’daki bu saldırıların sebebi nedir? Sizce Türkiye’ye nasıl bir mesaj veriliyor?

Saldırıyı yapan PKK ise, mesajın özü şudur; “siz tırmandırırsanız, biz de tırmandırırız...” Ve bu çok önemli çünkü PKK son dönemde bu kitlesel bombalarla Başkenti hedef aldı. Bu PKK için alışılmadık bir saldırı biçimidir, normalde Türk ordusunu hedef alırlar. Geçen ay Ankara’da Türk ordusuna saldırı düzenlemişlerdi. Ancak bu sefer -eğer PKK yaptıysa- halka (sivillere) saldırdılar. Türkiye’nin şu an karşı karşıya kaldığı büyük tehlike, PKK’nın turizm bölgelerine yönelecek olmasıdır...

‘PKK OPERASYONLARI TÜRKİYE İÇİN BİR TRAJEDİ’

| Peki, Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonlarla ilgili Washington’un duruşu nedir? Sizin kişisel değerlendirmeniz nedir?

Bunun Türkiye için yalnızca bir trajedi olduğunu düşünüyorum. PKK ile müzakereler yapma yönünde çabalar vardı ancak şimdiki durum -bir dereceye kadar- Haziran seçimlerindeki kötü sonuçlara dayanıyor. Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK ile şiddeti tırmandırmanın kendisine yardımcı olabileceğine karar verdi. Kasım seçimlerinde de yardımcı olduğu ortaya çıktı. Ama sonuç olarak şimdi Türk toplumunun büyük bir bölümüyle büyük bir çatışma içerisindesin ve bu durum gerçekten daha da tırmanabilir, vaziyet son derece tehlikeli...

| Türk toplumunun bir bölümü derken, yalnızca Kürtleri mi kastediyorsunuz, yoksa buna Türkler de dâhil mi?

Yani kastettiğim aslında tüm Kürt toplumu değil. PKK, Kürt toplumunun yalnızca bir bölümünü temsil ediyor. Ama mesele şu; artık toplumun bu bölümüyle, merkezi hükümet arasında giderek tırmanan bir savaş var ve bu son derece kötü bir durum...

ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER BAŞLAMALI

| Peki, Washington Kürt meselesinde çözümü nasıl görüyor?

Çözüm müzakerelere dönmek ve Türk hükümetinin 2012 yılından itibaren devam ettirdiği yolda ilerlemektir...

| “Barış süreci”, “Kürt Açılımı” için bir umut olduğunu düşünüyor musunuz?

Erdoğan için birincil hedef ömür boyu başkan olabilmektir. Bunu da yeni bir Anayasa ile başarabilir. Bu PKK ile yeni müzakereler yoluyla elde edilebilecekse, bunun gereğini yapacaktır... Ancak sürekli çatışma gerektiriyorsa, bu yolu izleyecektir...

| Peki, Erdoğan, Kürt meselesine siyasi bir çözüm getirme yetisine sahip mi?

Ooo kesinlikle, kesin... O harika bir siyasi taktisyen. Tabii ki yapabilir. Ama bunu istemesi lazım...

‘DAHA ŞİDDETLİ OLACAK’

| Türkiye’de Kürt ve Türk halkı arasında herhangi bir gerginlik ya da iç savaş tehlikesi görüyor musunuz?

O kadar kötü bir dereceye geleceğini tahmin etmiyorum ama şu ana kadar şahit olduğunuz her şeyden çok daha kötü bir noktaya geleceğini düşünüyorum... PKK’nın patlak verdiği 1983 yılında bizzat şahit olduğum dönemden -o sıralar Türkiye’nin Güneydoğusundaydım- günümüze kadar yaşananların çok çok ötesinde kötü şeyler olacak ama hayır, iç savaş olmayacak...

‘RUSYA’NIN GERİ ÇEKİLMESİ TAKTİKSEL’

| Putin, Rus askerlerinin Suriye’den çekileceğini ilan etti. Bu hamleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu daha önceden de gördük. Buna Gürcistan’da şahit oldum, Ukrayna’da şahit oldum. Öncelikle, silahlı kuvvetlerinden ne kadarının çekileceğini ve bunun ne ölçüde olacağını bekleyip görmek lazım... Esad’ın müzakerelerde daha esnek olabilmesi için baskı oluşturmak amacıyla yapılmış bir taktiksel hareket midir? Yoksa kalıcı bir geri çekilme mi söz konusu? Bunun taktiksel bir geri çekilme olduğundan şüpheleniyorum. Bazı askerler, en azından 800 ila 1000 arası askeri Suriye’de kalmaya devam edecek.

| Türkiye geçen aylarda YPG/PYD ile ilgili endişelerini resmi ağızlardan açıkladı ancak ABD Dışişleri sözcüsü, önceden yapıldığı gibi diplomatik bir dilden kaçındı ve Washington’un YPG/PYD’yi müttefiki olarak gördüğünü açık bir şekilde ifade etti...

(Kararlı bir ifadeyle) YPG/PYD, Amerika Birleşik Devletleri’nin IŞİD’e karşı müttefikidir. YPG/PYD, ülkenin kuzey batısında, Halep civarında, bizim de desteklediğimiz bazı gruplara karşı yürüttüğü saldırılarda ABD’nin müttefiki değildir. Ama Türkiye iki durumda da YPG/PYD’nin bir terör örgütü olduğu yönünde Amerika Birleşik Devletleri’ni ikna edebilmiş değil. ABD, PKK’nın bir terör örgütü olduğu konusunda ikna oldu...

| Ama Türkiye, ABD’nin PYD ile ısrarlı bir şekilde işbirliği yapmaya devam ettiğini düşünüyor. Washington’un Ankara’nın hassasiyetlerine karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tekrar ediyorum, Washington’un Suriye’de IŞİD’e karşı savaşında müttefike ihtiyacı var. Bu müttefik de PYD/YPG’dir. Eğer Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’ne, Türkiye’deki saldırıları PKK’nın değil de, PYD/YPG’nin yaptığını gösterebilirse, ABD büyük olasılıkla konumunu değiştirir. Ama Türkiye bunu yapmadı. Türkiye, PYD/YPG ile PKK arasındaki bağlantıları gösterdi, bunu da anlıyoruz ama sonuç olarak ikisi farklı örgütler...

Suriye’deki hedefimizin yüzde 75’i IŞİD’

| Obama Yönetiminin görev süresi sona ermeden önce, ABD’nin Suriye’de varmak istediği hedefler nelerdir?

Birincisi, IŞİD’i yenmek. Her şeyin ötesinde en önemlisi budur. Obama yönetiminin hedeflerinin dörtte üçü budur. Geriye kalan hedef ise, çatışmaların son bulmasıdır... Ve siyasi süreç yani mümkünse Cumhurbaşkanı Esad yönetiminden daha iyi bir hükümet oluşturmak. Bu açıdan ABD Türkiye ile birliktedir. Ama mesele önceliklerdir, ABD için önce IŞİD geliyor, sonrasında Suriye’de daha iyi bir yönetim ve barış tesis etmek. Türkiye için ise öncelikli olan ikincisi, bu açık...

Şafak TERZİ
Aydınlık / 19- 20.03.2016

JEFFREY KİMDİR?

2008-2010 yılları arası Ankara Büyükelçiliği yapan James Jeffrey, Türkiye’deki görevine başlamadan hemen önce, 5 Kasım 2007 tarihinde dönemin ABD Başkanı Bush ile dönemin Başbakanı Erdoğan arasında gerçekleşen Oval Ofis görüşmesi ve mutabakatının şekillendirilmesinde önemli katkılarda bulundu. Bu görüşmenin ardından oluşturulan yapılanmada en üst düzey sivil Amerikalı yetkili olarak doğrudan ABD Başkanı’na bağlı çalıştı. Jeffrey, Wikileaks belgelerinde de, Türk generalleri hakkında Washington’a gönderdiği gizli kriptolarıyla adından söz ettirmişti. Jeffrey, 12 Kasım 2015 tarihli Aydınlık’ta, “Bu askeri yetkililere karşı gerçek delillerin kullanılmadığının ve bu suçlamaların merkezinde amatörce tahrif edilmiş sahte belgelerin olduğunun son derece farkındaydık” ifadelerini kullanmıştı. 2010-2012 yıllarında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi oldu. Eski ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı’ydı. Türkiye, Irak ve İran uzmanı olarak bilinen ve Ankara’ya dört kez tayin olan Jeffrey, Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir diplomat. Türkiye’de Büyükelçi olmadan önce 80’li yıllarda Adana ve Ankara’da askeri-siyasi müsteşar olarak görev yaptı. Jeffrey, 1985-1987 yılları arasında Adana Konsolosluğu yaptı. Jeffrey, 1 Ağustos 2007 tarihinde de Başkan Bush tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi Danışman Yardımcılığı’na getirilmişti.



AYDINLIK YORUM

Türk milletine tehdit sökmez

James Jeffrey, üst düzey bir CIA’cı olarak tanınır. Amerikalılar, her zaman olmasa da özellikle kızgınlarsa çok açık konuşurlar. Mr. Jeffrey, aktif görevde değil gibi görünse de onun üstlendiği görevleri yürütenlerin, ölene kadar uzmanlaştıkları konuda çalışmaya devam ettikleri bilinir.

Mr. Jeffrey, PKK’dan FETÖ’ye ve Y-CHP liderliğine kadar uzanan cephenin dillendirdiği politikaların asıl sahibini ele veriyor: “PKK ile müzakere masasına dönülmezse, PKK şiddeti artırırmış”, “PKK operasyonları Türkiye için bir trajediymiş.”

Mr. Jeffrey, Türkiye’de bazı kesimlerce sıklıkla dile getirilen bir görüşü belirtiyor ve PKK’ya yönelik operasyonları Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık hesabına bağlıyor. Stratejik piyonları PKK/PYD’ye de kol kanat geren Mr. Jeffrey’nin açıklamalarını Kürt kökenli yurttaşlarımızı da ateşe atmayı hedefleyen bir siyasetin sonucu olarak okuyoruz.

Yıllarca diplomatik görevler üstlenmiş birisi, hele Türkiye’yi de yakından tanıyan bir Amerikan görevlisi olarak Mr. Jeffrey, ABD-Türkiye ilişkilerinde hep en hassas konuyu oluşturan, son dönemde ise iki ülke arasındaki ilişkilerde bir kırılma noktası haline gelen PKK hakkında yaptığı değerlendirmelerin “dışarıdan bir gözlemcinin tespitleri” gibi okunmayacağını kesin olarak bilir.

Ama Mr. Jeffrey’e son sözümüz; Kürt’ü, Türk’ü tekmil Türk milleti, ABD’nin planlarını stratejik piyonu PKK ile birlikte hendeklere gömecek birikime de kararlılığa da sahiptir.

13 Kasım 2015 Cuma

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Franklin Jeffrey: "TSK SABRIMIZI ZORLUYOR"



‘Türk Ordusu PYD konusunda hangi endişeleri taşıdığını ciddi ve somut kavramlarla açıklamalı. TSK bunu ortaya koyamazsa, ABD cephesinin, muğlak endişeler, muğlak senaryolar, muğlak korkular konusunda çok çok az sabrı kalacaktır!.. Bu konuda yeterince açık olduğumu umuyorum... Türk Ordusu, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’e karşı savaşmak için 20 bin askerini göndermek ister mi? Hiç sanmıyorum!’


Şafak Terzi- 11.11.2015

James Franklin Jeffrey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi. Ergenekon-Balyoz operasyonlarının ilk dalgaları sırasında, 2008-2010 yılları arasında Ankara’daydı ve daha sonra ortaya çıkan Wikileaks belgelerinde de (Türk generalleri hakkında Washington’a gönderdiği gizli kriptolarıyla) adından sıkça söz ettirmişti. Büyükelçi Jeffrey ile 1 Kasım seçimlerini ve Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine olabilecek muhtemel etkilerini konuştuk. Jeffrey, 2010 yılında Amerikan Dışişleri’nin en üst düzeyine, Carreer Ambassador derecesine geldi. James Jeffrey bir “devlet adamı”, Obama Yönetimi’ne eleştirel yaklaşsa bile, devlet işlerinin ve dışişlerinin ciddiyetini biliyor ve emekli olmasına karşın Amerikan yönetimiyle ilişkisi devam ediyor. Bu nedenle Türkiye ile ilişkiler ve sürece yönelik sözleri son derece gerçekçi. Büyükelçi Jeffrey, telefonla yaptığımız söyleşimizde kullandığı ifadelerde de, Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verecek yaklaşımdan kaçınmaya çalıştı ancak özellikle Türk Ordusu’na kızgınlık duyduğu noktaları da ifade etmekten geri durmadı.

‘ABD SEÇİME DEĞİL İŞBİRLİĞİNE ODAKLANIYOR’

| Washington Haziran seçimlerinden sonra AKP’den böylesine bir ‘geri dönüş’ bekliyor muydu?

AKP’nin bu kadar başarılı olacağını ve Meclis’te mutlak çoğunluğu elde edeceğini kimsenin beklediğini sanmıyorum. Ayrıca Türkiye’deki insanların, kamuoyu araştırmacılarının ve diğerlerinin de bunu beklemediği çok açık... Washington’un yaklaşımına gelirsek; öncelikle bu demokratik bir süreçtir. Evet, bazı gazetecilerin engellenmesi, kampanyaların kısıtlanması ve iktidar partisinin bazı uygulamaları yüzünden süreçte derin çatlaklar oluştu. Ancak neticede demokratik bir seçim oldu ve sonuçlar halkın talebini aşağı yukarı yansıttı. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerini bir arada ele aldığımızda bence çıkan sonuçlar şunlar;

Bir; Türkiye bir koalisyon hükümeti istemiyor.
İki; Güvenlik tehdidi ile karşı karşıya geldiğinde, Türkiye güçlü bir lider istiyor.
Üç; Türkiye bu güçlü lidere, Anayasa değişiklikleri yaparak başkanlık sistemi vermek istemiyor. Haziran seçimlerinin odak noktası buydu ve halkın yüzde 60’ı özünde buna karşı oy kullandı. HDP ve Kürt kökenli Türkler ise demokratik sistemde bir gelecek için oy verdiler.

Benim vardığım sonuçlar bunlar.

| Peki, ABD bu sonuçları nasıl değerlendiriyor?

Yani demek istediğim, Washington sonuçları değerlendirmiyor, az önce dediğim gibi yalnızca bunun demokratik bir sonuç olduğunu kabul ediyor. Washington’un şu anda odaklandığı konu, hükümetle birlikte, Putin’den IŞİD’e ve Esad’a kadar birçok sorunla baş etmektir.

| Bazı Amerikalı uzmanlar seçim öncesinde, Amerika ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın bitmek üzere olduğunu söylemişti. Siz de böyle olduğunu düşünüyor musunuz?

(Tepkili bir ifadeyle) Hayır, hiç de değil! Bunu söyleyen Amerikalılar kurgusal bir stratejik ortaklık hayali kuruyor olabilir. Türkiye’nin her zaman ABD’nin isteklerini yerine getireceğini ve esas olarak Amerika’nın Ortadoğu’daki yansıması olacağını varsaydıkları bir hayale sahip olabilirler. Ancak böyle bir şey yok! Türkiye başka bir ülke...

‘TEK PARTİLİ İKTİDARDAN TEKNİK OLARAK MEMNUNUZ’

| AKP’nin tek parti iktidarında, Washington’un Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği konusundaki beklentileri neler?

Bence, Cumhurbaşkanı ve hükümet aynı partiden olduğunda ve dış politikada çok deneyimli olunca karar alabilmek -teknik olarak- çok daha muhtemel oluyor. Davutoğlu, Sinirlioğlu ve Erdoğan’ın çok deneyimli olduğu aşikâr. Bu nedenle -bana göre- Washington teknik olarak durumdan memnun. İşbirliği yapabilme konusu ise tabii ki iki tarafın alacağı konuma bağlı.

| Peki, sizin kişisel görüşünüze göre Türk-Amerikan ilişkileri nasıl bir seyir izleyecek?

Bence bu iş Obama Yönetimi ile zor. Çünkü her şeyden önce Obama’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkisi iyi değil. İkincisi de Obama, Ortadoğu’da Esad’a veya teröristlere karşı askeri güç kullanma konusunda çok isteksiz. Uçuşa yasaklı bölge ve buna benzer başka sorunlarımız da var. Ve bence bu değişmeden, Türkiye, Amerika’nın konumundan memnun olmayacaktır.

‘TSK, 20 BİN ASKERİNİ SÜRER Mİ?’

| AKP’nin tek partili iktidarı ABD’nin Ortadoğu, özellikle de Suriye politikalarını nasıl etkiler? 

AKP’nin Suriye konusunda tavrı ve İran, Rusya ve Esad ile ilgili endişeleri Amerika’daki neredeyse herkes tarafından paylaşılıyor. Muhtemelen Başkan Obama da bu endişeleri paylaşıyordur ancak tek bir şey var, bu konuda harekete geçmiyor. Burada sorun, Esad’ın gitmesi gerektiği konusunda ortak bir tavır olmasına rağmen Amerika’nın harekete geçememesidir. Yani, bu mesele özeline bakarsak, bu AKP’nin değil, Obama Yönetimi’nin hatasıdır.

| ABD, Suriye’deki operasyonlarını PYD ile birlikte yürütüyor. Bu durumda, ABD ve Türkiye nasıl bir ortak düzlemde buluşabilir?

Biz de devamlı bir sürü şey duyuyoruz ve görüyoruz. Örneğin İbrahim Kalın, birkaç gün önce (7 Kasım) Hürriyet’ten Verda Özer’e verdiği röportajda asıl olarak şunu söylüyor; Suriye Kürtleri PKK ile aralarına mesafe koyduğu ve Fırat’ın doğusunda kaldığı sürece, Türkiye’nin onlarla bir sorunu olmaz. Bence bu makul bir talep...

| Ama Türk ordusunun PYD konusunda endişeleri var. ABD bu yönde ortak bir nokta bulabilmek için hangi çabaları gösterir?

(Ciddi bir ifadeyle) O zaman, Türk Ordusu hangi endişeleri taşıdığını ciddi ve somut kavramlarla açıklamalı. Türk Ordusu, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’e karşı savaşmak için 20.000 askerini göndermek ister mi? Hiç sanmıyorum!

Demek istediğim, IŞİD’i bozguna uğratmak ABD için varoluşsal bir meseledir. IŞİD bozguna uğratılmadığı sürece, Sina Yarımadası’nda uçağın düşmesi, büyük mülteci akınları, Ortadoğu’daki ülkelerin istikrarsızlaştırılmasına benzer daha bir sürü olay olacaktır.

Esad’ı defetmenin de, aynı derecede önemli bir öncelik olduğu konusunda Türkiye ile hemfikiriz. Ve Amerika Birleşik Devletleri -bilirsin- hangi kuvvet olursa olsun, kullanmak konusunda son derece sıkı olacaktır; yerel Arap aşiretleri olsun, PYD olsun, Irak Peşmergeleri olsun, IŞİD’e karşı savaşta kullanacaktır! Türk ordusu çıkıp, senin ifade ettiğin gibi ‘endişelerinin’ sebebini dile getirmeyip, PYD’nin hangi somut şeyleri yaptığını söylemediği sürece de kullanmaya devam edecektir... Eğer PYD, ABD’den silahları alıyor ve bunları PKK’ya veriyorsa, bu bir örnek olur işte...

(Sesini yükselterek) Eğer Türk ordusu böyle bir şeyi ortaya koyamazsa, Amerika Birleşik Devletleri cephesinin, muğlak endişeler, muğlak senaryolar, muğlak korkular konusunda çok çok az sabrı kalacaktır!.. Bu konuda yeterince açık olduğumu umuyorum...

‘ABD AÇILIM KONUSUNDA ENDİŞELİ’

| Washington bu seçim sonuçlarından sonra Kürt Açılımı’nın geleceğini nasıl öngörüyor?

Yani şöyle söyleyeyim, Washington endişeli çünkü ABD, Kürtlerle olan açılımı yani 2010 yılından bu yana devam etmekte olan süreci, çok kuvvetli bir şekilde destekledi. Bu süreç bir ateşkese yol açmıştı ve Washington her iki tarafın da bu noktaya geri dönmesini umuyor. Bu konuda her iki tarafı da teşvik etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bundan eminim...

| HDP’nin oylarındaki düşüşün, ‘barış sürecini’ gerileteceğini düşünüyor musunuz?

 Hayır, kesinlikle düşünmüyorum! Tersine güçlendiriyor çünkü birçok Kürt insanına, PKK’yı desteklemenin dışında siyasi bir alternatifin olabileceğini gösteriyor.

| Peki, AKP’nin tek parti iktidarının barış sürecine nasıl bir etkisi olur?

Yani tekrar söyleyeyim, artık barış sürecini çok daha kolay bir şekilde yeniden başlatma imkânına sahip. MHP ile koalisyon kurmak durumunda kalsaydı bu çok daha zor olurdu. CHP ile kurulan bir koalisyonda süreci başlatmak belki daha olası olabilirdi ama koalisyonlar, herhangi bir şeyde anlaşmaya varabilmek için son derece zor birlikteliklerdir.


MHP ile olsaydı kesin çok zor olurdu. Yani bu anlamda en iyi çözüm tek partidir.




Askeri yetkililere karşı gerçek delillerin kullanılmadığının ve bu suçlamaların merkezinde amatörce tahrif edilmiş sahte belgelerin olduğunun son derece farkındaydık. Özellikle Balyoz davası amatörceydi ve biz insanların, sahteliği bu kadar açık olan kanıtlarla yargılanmasına şaşıp kalmıştık’

‘Obama yönetimi Rusya’nın Suriye’deki bu müdahalesini beklemiyordu... Washington ne böylesine ciddi bir askeri hamleyi öngörebildi, ne de Rusya’nın Esad’ı kucaklamaya devam eden tavrını tahmin edebildi. Washington her iki noktada da yanıldı’

Şafak Terzi- 12.11.2015

Büyükelçi James Jeffrey ile söyleşimizin devamında, Türk ordusuyla Washington’un sıkıntılı ilişkilerini nasıl bir gelecek beklediğini konuştuk. Olası bir Suriye müdahalesinde asıl yükü üstlenmek zorunda kalacak olan TSK’yı, TSK’nın endişelerini ve Amerika’ya yönelik çekincelerini sorduk. Jeffrey, 2008-2010 yılları arasındaki Ankara Büyükelçiliği sırasında, Balyoz’da tutuklanan generalleri iyi bildiğini vurguladı. O dönem, Washington’a gönderdiği gizli bilgi notlarında da ordu mensuplarından söz ediyordu. Sonradan WikiLeaks’e de sızan bu kriptolardan birinde, Ankara’ya gelecek olan Amerikan heyetine askerlerle ilgili bilgi veriyordu. Görüşecekleri Türk komutanları tek tek tanıtıyordu. Hangi dili bildiklerini; NATO’da ne derece çalışıp, eğitim aldıklarını ve ABD’ye yönelik olumlu görüşleri olup olmadığını; hangi muhabbetlerden hoşlandıklarını; Ermeni meselesindeki hassasiyetlerini yani kısaca kime nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatıyordu. İsimlerin İngilizcede vurgusu ile nasıl okunduğu bile belirtiliyordu. Örneğin Başbuğ, “BASH-boo” ya da “NATO’da görev yapmayan ve ABD’ye mesafeli duran” Işık (UH-shuk) Koşaner (KO-sha-ner) gibi. 08ANKARA1392 ve 08ANKARA1596 nolu bu kriptolar James Jeffrey’nin ordu mensuplarıyla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmaya çalıştığına dair iyi bir örnek.

Telefon röportajımızın devamı şu şekilde: 

‘TÜRK ORDUSUNA MESAJIMDIR!..’

| Cumhurbaşkanı Erdoğan, “paralel yapı” olarak adlandırdığı oluşumun Türkiye’yi ve kendisini aldattığını ve ordu mensuplarını sahte belgelerle tutukladığını belirtiyor. Tutuklanan askerler de bu konuda ABD’yi suçluyor. Bunun sebebi nedir?

(Tepkili bir şekilde) Çünkü Ortadoğu coğrafyasının tamamında, buna Türkiye de dâhil, her konuda Amerika Birleşik Devletleri suçlanır!..

(Tane tane vurgulayarak) Herhangi bir kanıt yok ve olmayacaktır da!.. General Başbuğ ve General Ergin Saygun gibi, bizzat ve son derece yakın olarak çalıştığım, dostlarım olarak gördüğüm insanlar var. Ben o dönem büyükelçiydim... 

(Duraksayarak) Ben yetkili olarak şunları söyleyebilirim; ABD’nin tabii ki bu davalarla kesinlikle bir ilgisi olmadı. Ve aynı yetkililikte olmasa da -çünkü bunlar Türkiye’nin iç ve hukuksal meseleleri- şunu da söyleyebilirim: bu askeri yetkililere karşı gerçek delillerin kullanılmadığının ve bu suçlamaların merkezinde olan amatörce tahrif edilmiş sahte belgelerin olduğunun son derece farkındaydık. Özellikle Balyoz davası amatörceydi ve biz insanların, sahteliği bu kadar açık olan kanıtlarla yargılanmasına şaşıp kalmıştık.

| TSK mensuplarının bu tepkisini, ABD’nin YPG’yi ‘kara kuvveti’ olarak kullanmasını ve Türkiye’nin PKK operasyonlarını dikkate alınca, mevcut Washington-Türk ordusu ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?

(Kararlı bir şekilde) Bu konuda söylemem gereken bir şey var ve bunu çok kuvvetli bir şekilde ifade edeceğim. Bunu umarım yayınlarsın ve dostlarım olarak gördüğüm generaller dâhil, yargılanan tüm ordu mensupları da söylediklerimi umarım okur. 

| Evet... 

Bu ifadelerimi doğrudan onlara ithaf ediyorum... 

Sizin dünyanız öylesine tehlikeli ki ve milletiniz var oluşuna yönelik öylesine büyük tehditler altında ki, masallara inanmaya meyilli oluyorsunuz. Hâlbuki acil bir durumda ihtiyacınıza gerçek anlamda cevap verecek neredeyse yegâne dostunuz Amerika Birleşik Devletleri. (Tepkili şekilde) Buna ne dersin!? Yani şunu söylemek istiyorum: ABD ile ilgili genel bir algı var -ve ben bu işleri uzun yıllar boyunca yaptım, yalnızca Türkiye’de görevli olmadım, dünyanın başka yerlerinde de bu işi yaptım- nerede bir sorun varsa, her zaman gelsin ABD çözsün(!) Herhangi biri, herhangi bir aptalca düşünceyle karşımıza çıkar. Bizim işimiz de bunlarla uğraşmak olur... (Çıkışarak) Hayır, bu tür işlerle uğraşmayacağız çünkü bunlar çok saçma şeyler! Bu generaller Cumhuriyeti korumaya yeminliler, öyle değiller mi!?

| Evet, Cumhuriyeti koruyorlar... 

(Kızarak) Eğer Cumhuriyeti savunmanın Amerika Birleşik Devletleri ile iyi ilişkilerden geçtiğini düşünmüyorlarsa, onlar için bir şey yapamam! Ve Amerika’nın da gösterdiği tüm çabaların yanı sıra, bu tür masallara inanmamalarını sağlamak için yoğun bir çaba sarf edeceğini düşünmüyorum.

‘TSK İLE İLİŞKİLERİMİZİN GELECEĞİ SORUNLU’

| Peki, TSK-ABD ilişkilerinin geleceğini nasıl öngörüyorsunuz?

Şunu düşünüyorum; eğer Türk ordusu mensupları gibi ciddi insanlar bu gülünç suçlamaların arkasında bizim olduğumuzu düşünüyorlarsa, bazı sorunlarla karşı karşıya kalacağımız kesin... Bu konuyu bir kenara koyarsak ve biz de daha ciddi bir ABD hükümetine kavuşursak, bana göre atılması gereken iki adım olur: Öncelikle tabii Türk tarafının masallara inanmayı bırakması lazım ve ikinci adım olarak Obama yönetiminin ya da gelecek olan yönetimin, IŞİD’den gelen tehditleri, Esad’dan gelen tehditleri, İran’dan gelen tehditleri ve Rusya’dan gelen tehditleri çok daha fazla ciddiye alması lazım. Bu iki sorun çözülürse, iyi bir ilişkimiz olur...

| Davutoğlu seçimden hemen sonra PKK operasyonlarının kış aylarında da devam edeceğini açıkladı. Washington yönetimi tüm bu operasyonları nasıl değerlendiriyor?

(Sert bir ifadeyle) PKK ateşkesi sonlandırdığı sürece, PKK Türk ordusuna ve mensuplarına saldırdığı sürece ve Türk topraklarını ele geçirdiği sürece, Türk hükümeti için başka bir seçenek kalmıyor. Nokta! Washington da çeşitli yollardan ve sonsuz bir çabayla destek veriyor. Nokta! Washington iki tarafın da bir yolunu bulup ateşkese varmasını ve Türkiye’nin 2015 yazına kadar bulunduğu barış yoluna dönmesini umuyor.

RUSYA, OBAMA YÖNETİMİNİ TERS KÖŞEYE YATIRDI

| Washington yönetimi, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini öngörüyor muydu?

Hayır... Bugün gördüğümüz müdahaleyi beklemiyordu... Washington’un varsayımı, Esad’dan kurtulmak için Rusya’nın ABD ile birlikte aynı geminin yolcusu olduğu yönündeydi. Washington yönetimi, Esad’dan kurtulmanın ilk adımı olarak, silah sevkıyatının biraz daha fazla olacağını, daha çok danışman gönderileceğini, belki de birkaç hava saldırısı yapılacağını bekliyordu. Ancak Washington ne böylesine ciddi bir askeri hamleyi öngörebildi, ne de Rusya’nın Esad’ı kucaklamaya devam eden tavrını tahmin edebildi. Washington’un her iki noktada da yanıldığını düşünüyorum. 

‘RUSYA-İRAN-ESAD YENMESİN YETER’

| Yani Washington için büyük bir sürpriz oldu...
Evet...

| ABD ve AKP Hükümeti, Rusya’nın Suriye müdahalesine karşı duruyor. Peki, Washington, Rusya’nın müdahalesinden sonra hangi adımları atmayı planlıyor?

Birçok kesim planlamalar yapıyor; en iyi fikir de, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu uçuşa yasak bölge planı... Bu aynı zamanda mültecilerin akışının da durmasına yardımcı olur ancak bu Başkan Obama tarafından hâlâ reddediliyor. ABD, Türkiye ve Arap devletlerinin yapabileceği bir dizi eylem var, bu eylemler Esad’ın indirilmesi konusunda Rusya ve İran’ın ikna olması ihtimalini güçlendirir. 

Her şeyden önce Rusya’yı, İran’ı ve tabii Esad’ı askeri anlamda köşeye sıkışacakları konusunda ikna etmek gerekiyor. Onların kazanamaması için, çok daha fazla silah sevkıyatında bulunacağımızı ve uçuşa yasak bölge gibi konularda adımlar atacağımızı anlatmamız gerekiyor. 

Esad ile Rus ve İranlı dostlarını yenmemiz gerekmiyor. Yalnızca, onların kazanmamasını sağlamamız gerekiyor. Suriye nüfusunun büyük çoğunluğunun Esad’a karşı olduğu koşullarda, bu zor bir görev değil! Yalnızca adım atmak gerekiyor...

| Sizce, Rusya’ya karşı bir ABD-Türkiye işbirliği söz konusu olursa bu nasıl olur? 

Hem IŞİD’e, hem de Esad’a karşı savaşan insanlara silah ve teçhizat daha etkin bir şekilde sevk edilmeli; uçuşa yasak bir bölge oluşturulmalı; bir de Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkiler kuvvetlendirilmeli... 

Bu da ancak, Esad’ın odaklandığı Halep-Şam arası topraklarda yani Suriye’nin batı bölgesinde bile askeri bir zafere ulaşamaması için -ne pahasına olursa olsun- gereken tüm desteği artırma kararlılığı göstererek başarılabilir. 

JAMES JEFFREY KİMDİR ?

James Jeffrey, 2008-2010 yılları arası Ankara Büyükelçiliği yaptıktan sonra 2010-2012 yıllarında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi oldu. Eski ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı’ydı. Türkiye’de Büyükelçi olmadan önce 1983-1987 yılları arasında Adana ve Ankara’da askeri-siyasi müsteşar olarak görev yaptı. 2003-2004 yıllarındaki Irak işgal yönetimi, “Geçici Koalisyon Yönetimi”nin geçiş sürecinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ünlü ABD Irak Büyükelçisi John Negroponte tarafından görevlendirilmişti. Yine 2006-2007 yılları arasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Irak özel danışmanı olarak görev yapmıştı. Jeffrey, Obama tarafından Irak’a Büyükelçi olarak atandıktan sonra, 16 bin personeli ve yıllık 6 milyar dolar bütçesi ile ABD elçiliğini dünyanın en büyüğü haline getirmişti.

29 Ekim 2015 Perşembe

PKK operasyonu Washington için sürpriz oldu



James Franklin Jeffrey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi. Ergenekon-Balyoz operasyonlarının ilk dalgaları sırasında, 2008-2010 yılları arasında Ankara’daydı ve daha sonra ortaya çıkan Wikileaks belgelerinde de adından sıkça söz ettirmişti. Jeffrey, 2010 yılında Amerikan Dışişlerinin en üst düzeyine, Carreer Ambassador derecesine geldi. James Jeffrey bir “devlet adamı”, bu nedenle Türkiye ve sürece yönelik sözleri son derece gerçekçi. Büyükelçi Jeffrey, telefon üzerinden yaptığımız söyleşimizde kullandığı ifadelerde de, Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verecek her türlü yaklaşımdan kaçınmaya çalıştı.

‘ABD’NİN İMTİYAZI TAMPON BÖLGE...’

l Ankara uzun bir süre İncirlik’i açmak istemedi. Özellikle de Ayn el Arap’taki çatışmalar sürecinde. Türkiye’nin fikrini ne değiştirdi? Neden birden İncirlik’i açmaya karar verdi?

Başkan Yardımcısı Jœ Biden, Başkan Obama ve ortak müttefiklerimiz IŞİD konusundaki sorunlarla ilgili harekete geçmek için çalışmalarda bulundu.

Ayrıca, Türkiye’nin güneyinde IŞİD saldırıları gerçekleşti; Suruç’ta ve sınır boyunca Türk ordusuna karşı... Bu birinci sebepti, ikincisi Suriye’nin kuzeyinde bir çeşit tampon bölge kurulması için Amerika ilk sefer destek verdi. Ayrıntıları henüz netleşmedi ancak bu tampon bölge, Amerika’nın destek almak için büyük bir imtiyazıdır. Üçüncüsü, tüm bu meselenin, Erdoğan’ın PKK, HDP, seçimler ve hükümet kurma süreciyle nasıl baş edeceğini hesaplaması ile bağlantılı olduğu açık... Bu meselenin bu sonuçla nasıl bir ilgisi olduğunu bilmiyorum ama etkili olduğu kesin.

‘TÜRKİYE YPG’YE SALDIRMIYOR PKK’YI VURUYOR’

l Washington, Ekim 2014’ten sonra, IŞİD’e karşı bölgedeki müttefiklerinin YPG gibi Kürt gruplar olduğunu açık bir şekilde söyledi. Türkiye ise YPG/PYD’yi PKK’nın bir kolu olarak görüyor. Peki, Ankara bu durumda Washington ile birlikte IŞİD’e karşı savaşmaya nasıl ikna oldu?

Birincisi, YPG ile PKK arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri, PKK’yı bir terör örgütü olarak görüyor. Türkiye’nin PKK’ya karşı saldırılarında destekler veriyor. Ayrıca PKK, Kuzey Irak’taki IŞİD’e karşı konumu dâhil, şu an bizimle çok az ilgili bir konumda. Tabii YPG, Kobani savaşından beri PKK ile yakından çalışıyor ancak bu da farklı bir durum. Şunu da fark ediyorum; Türkiye genel olarak YPG’ye saldırmıyor, PKK’yı vuruyor.

l Ankara, Washington ile IŞİD’e karşı işbirliği yapma kararı aldıysa, IŞİD’in ana düşmanı ve YPG’nin hamisi PKK’ya karşı neden operasyon yürütüyor?

IŞİD’in ana düşmanı PKK değil. PKK’nın yalnızca Kuzey Irak’ta IŞİD’e karşı kurulan Peşmerge cephesinde küçük çaplı bir gücü bulunuyor. Bunlar iyi savaşçı ancak bunun dışında PKK’nın gücünün çoğu Kandil dağında ya da Türkiye sınırları içinde bulunuyor. Ve tabii ki PKK, Türk güvenlik güçlerine karşı saldırılar başlattı, bu konuda herhangi bir şüphe yok. Ve saldırılarına devam ediyor, bugün(10 Ağustos) altı tane (Türkçe ifadeyle) şehidiniz vardı mesela... Dolayısıyla Türkiye PKK’ya yönelik saldırılarına devam edecek... Sonuçta, PKK’dan saldırılarını durdurmasını istemek siyasetten tamamen ayrı bir şeydir. Siyaset de önemli ancak Türkiye PKK’ya saldırmaya devam edecektir.

‘OPERASYONLAR SÜRPRİZ OLDU’

l IŞİD sizce Ankara için PKK’yla savaşma konusunda bir bahane mi?

Hayır... Bana göre Ankara üç kuvveti düşman olarak görüyor; Esad hükümeti, IŞİD ve PKK. Ve bana göre bu operasyonlar hep, hükümet kurma aşaması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Haziran seçimlerindeki hayal kırıklığı ile bağlantılı.

l Obama yönetimi, Ankara’nın PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonları öngöremedi mi?

 Bunlar, Washington için sürpriz oldu.

İNCİRLİK TÜRKİYE’NİN İSTEDİĞİ GİBİ KULLANILACAK

l Türk Dışişleri Sözcüsü Tanju Bilgiç, İncirlik’in yalnızca IŞİD’e karşı operasyon için kullanılacağını ve kesinlike YPG’ye destek verilmeyeceğini söyledi. Bir gün sonra ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner Türkiye’deki askeri üslerin YPG’ye destek vermek için de kullanılacağını söyledi...

Amerikan operasyonları, Türk hükümetinin Amerikalılardan yapmasını istediklerinden ibaret olacaktır. Benim anladığım, bu IŞİD’e karşı olacaktır.

l Peki, ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner neden İncirlik’ten YPG’nin de destekleneceğini söyledi?

Çünkü biz YPG’nin IŞİD’e karşı savaştığını gördük, bunu Ekim 2014’ten bu yana tecrübe ettik.

l İncirlik’i kullanımındaki sınırlamalar neler?

Şunu özellikle açıklığa kavuşturmak istiyorum, Türk hükümeti orada neyi uygun görürse o olur. Üs onların üssü, ülke onların ülkesi...

‘TÜRK HÜKÜMETİ İLE YPG KONUSUNDA MUTABAKATA VARDIK’

l Peki, ABD İncirlik üzerinden de mi YPG ile işbirliği yapacak?

(Çıkışarak) ABD, Ekim ayından beri YPG ile işbirliği yapıyor. Türk hükümeti de konunun tüm ayrıntılarıyla ilgili bilgilendirildi; YPG’nin IŞİD’e karşı savaştığına dair, YPG’ye hava desteği sağlayacağımıza dair vs... Bu yönde Türk hükümetiyle mutabakata vardık. Diyelim ki YPG Türkiye’yi işgal etti, ABD’nin YPG’ye hava desteği sağlayacağını tabii ki düşünmüyorum, yani bu gülünç bir soru... Üstüne basa basa şunu tekrar etmek istiyorum: Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’de Türk hükümetinin onaylamayacağı hiçbir şey yapmaz.

l Washington Ankara ile müzakere edip, PKK’ya karşı yürütülen operasyonları bitirip, Türkiye’yi IŞİD’e karşı yönlendirmeyi planlıyor mu?

Washington’un önceliği IŞİD’e karşı savaşmak. Washington’un çıkarı Türk hükümeti ile Türkiye’nin doğusundaki Kürt nüfusu arasındaki bir barış sürecinden yana. Bunun ötesinde bir şey söyleyemem...

l Bu arada Barzani de PKK’lıların Kuzey Irak’ı terk etmesi yönünde açıklamalar yaptı. Bunun sebebi nedir? PKK zaten yıllardır Irak’taydı, değişen nedir?

Barzani bunu birçok sefer söyledi, PKK’yı sevmiyor ama onları oradan sürmek için herhangi bir adım da atmayacak.

‘TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ ÇIKIŞTA’

l Sizin Ankara’da Büyükelçi olduğunuz dönemle bugünü kıyasladığınızda, Türk-Amerikan ilişkilerinde bir değişiklik var mı?

Hayır... Ben Büyükelçiyken ilişkiler iyiydi, şimdi de iyi. Herhangi iki ülkenin değişik yaklaşımları olacağı aşikâr ancak genel hedeflerimiz aynı. Amerika Birleşik Devletleri PKK’nın Türk güvenlik güçlerine saldırdığını görmek istemiyor. Türkiye’deki Kürtlerin durumunun bir çözüme kavuşturulduğunu görmek istiyor. IŞİD’in yenilgiye uğratılıp, imha edildiğini görmek istiyor ve Esad hükümetinin görevini bıraktığını görmek istiyor ve Kuzey Suriye’de Türkiye ile birlikte bu tampon bölge meselesinde çalışmak istiyor. Tüm bu alanlardaki birliktelik, iyi bir işbirliği paketi demek.

Afganistan konusunda işbirliği yapıyoruz, Rusya’yla ilgili bazı meselelerde işbirliği yapıyoruz, NATO radarı konusunda işbirliği yapıyoruz ve İran konusunda işbirliği yapıyoruz. Ve liste böyle uzayıp gidiyor.

l Peki, Türk-Amerikan ilişkilerinin son iki ya da üç yıl içinde bozulmaya başladığını düşünüyor musunuz?

İnişler ve çıkışlar oldu. Şu an ise bir çıkış dönemi olduğunu düşünüyorum.

‘AÇILIMIN BİTMESİ FELAKET OLUR’

l Kürt Açılımı siz Ankara’da Büyükelçiyken başlamıştı... Açılım sizce bir çıkmaza mı girdi?

Umarım öyle olmaz! Washington’un da böyle ummadığını biliyorum! Ve bu meselenin seçim sonuçlarına bağlı olmadığını umuyorum, eğer böyleyse bu bir trajedi olur!

l Peki, siz Ankara’dayken Kürt Açılımı’nın başarılı olabileceğine dair herhangi bir umudunuz var mıydı?

Evet; 2009, 2010 yıllarında bile hareketi görebiliyordum. Ve tüm bunlar AKP hükümeti sayesindeydi, onlar bu süreci destekledi. Ancak desteklemeye de devam etmeleri gerekiyor.

‘ERDOĞAN YENİ BİR SEÇİM İÇİN FIRSATI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR’

l Türkiye’deki seçim sonuçlarından sonra Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı makamında tecrit olduğunu düşünüyor musunuz?

Seçimden memnun değil çünkü ilk defa çoğunluğu kazanamadı.

l Hükümeti kurma süreci çok uzun sürdü. Erdoğan, ülkeyi yönetmeye devam edip, belki de ülkeyi bir erken seçime götürmek için bu süreci uzatıyor mu?

Bu 45 günlük bir süreç. Şu an 12 gün kaldı. Dolayısıyla uzun sürdüğünü düşünmüyorum. İşleri son derece zor. Cumhurbaşkanı, muhtemelen yeni bir seçime gitmek için elinde bir fırsat olduğuna inanıyor.

l HDP’nin başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrılığa giden ilk adım mıdır?

Bunun ayrılığa giden ilk adım olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’deki Kürtlerin durumunu biliyorum, Irak’taki Kürtlerin durumunu da biliyorum. Türkiye’deki Kürtler Türk toplumu içinde, Türk ekonomisi, Türk siyasal sistemi, Türk dili ve buna benzer birçok alan içinde son derece köklü bir şekilde kaynaşmış durumda. Bölünmenin kimse için bir seçenek olduğunu düşünmüyorum.

JAMES JEFFREY KİMDİR?


James Jeffrey, 2008-2010 yılları arası Ankara Büyükelçiliği yaptıktan sonra 2010-2012 yıllarında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi oldu. Eski ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı’ydı. Türkiye’de Büyükelçi olmadan önce 1983-1987 yılları arasında Adana ve Ankara’da askeri-siyasi müsteşar olarak görev yaptı. 2003-2004 yıllarındaki Irak işgal yönetimi, “Geçici Koalisyon Yönetimi”nin geçiş sürecinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ünlü ABD Irak Büyükelçisi John Negroponte tarafından görevlendirilmişti. Yine 2006-2007 yılları arasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Irak özel danışmanı görevini yürütmüştü. Jeffrey, Obama tarafından Irak’a Büyükelçi olarak atandıktan sonra, 16 bin personeli ve yıllık 6 milyar dolar bütçesi ile ABD elçiliğini dünyanın en büyüğü haline getirmişti.

13 Ağustos 2015/ Şafak TERZİ / Aydınlık