18 Mayıs 2015 Pazartesi

KEMALİST DEVRİM VE İŞÇİ SINIFI

Kemalist Devrim ve işçi sınıfı

Yıldırım Koç / Aydınlık / 16.03.2015

Kemalist Devrim, Türkiye’nin milli demokratik devriminin zirvesiydi. Tüm demokratik devrimlerin ve Kemalist Devrim’in üç temel hedefi vardır. 
 
Bağımsız bir milli devletin kurulması. 
 
Bu milli devletin sınırları içindeki halkın bir millete dönüştürülmesi. 
 
Kralların, padişahların, halifenin, aristokrasinin, aşiret reislerinin, toprak ağalarının, kilisenin, din adamlarının, şeyhlerin kulluğundan insanların ve erkeklerin kulluğundan kadınların kurtarılması.
  
Demokratik devrim, insanlığın gelişiminde mutlaka geçilmesi gereken bir aşamadır.  
 
Ancak bu aşamadan geçilebilmesi, hayat bu süreci zorladığında başarılabilir.  
 
EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELE  
 
Türkiye’nin demokratik devrimi, emperyalizme karşı mücadele temelinde gelişti.  
 
Emperyalizm Osmanlı’yı parçalamak istiyordu. Osmanlı’yı ayakta tutmak isteyen Mithat Paşa ve arkadaşları ve ardından Talat Paşa ve arkadaşları, milli bir devlet kurmaya, bir millet oluşturmaya ve insanları kulluktan kurtarmaya çalıştılar. 
 
Bu çabaları önemliydi; ancak şartların olgunlaşmamasına bağlı olarak, başarıları çok sınırlı kaldı. 
 
Emperyalizmin açık saldırısı ve Mustafa Kemal Paşa’nın dehası, Türkiye demokratik devrimine Kemalist Devrim’in damgasını vurmasını sağladı.  
 
Her demokratik devrim aynı zamanda bir sınıflar mücadelesidir.  
 
Dünya demokratik devrimler tarihinde 1568-1648 Hollanda devrimi, 1640 İngiliz Devrimi, 1776 Amerikan Devrimi, 1789 Fransız Devrimi, gelişen kapitalizmin yarattığı burjuvazinin aristokrasiye karşı mücadelesinde halkı arkasına almasıyla sağlandı. Bu nedenle, bu demokratik devrimler birer “burjuva demokratik devrimleri” idi. 
 
Türkiye’nin demokratik devrimi ise emperyalizme karşı bir varoluş mücadelesiyle gelişti. Bu nedenle Türkiye’nin demokratik devrimi bir “burjuva” devrimi değil, bir “milli demokratik devrim”dir. 
 
ÇOK ZAYIF İŞÇİ SINIFI 
 
Bu “milli” devrim gerçekleştirilirken, işçi sınıfı çok zayıftı. Halkın yüzde 80’i köylerde yaşıyordu. 
 
Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, 1921 sanayi sayımına göre, İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa gibi yerler dışında “millî hudutlar içinde” 33 bin işyerinde toplam 76.213 işçi çalışıyordu. İşyeri başına düşen ortalama işçi sayısı, 2,53’tü. Diğer bir deyişle, bu işletmeler, gerçek anlamda birer kapitalist işletme olmaktan çok, esnaf ve sanatkâra ait işyerleriydi.  
 
Bu dönemde işçilerin önemli bölümü tam olarak mülksüzleşmemiş veya yeniden toprak sahibi olabilme veya kendilerine ait işyeri açabilme olanağına sahip ücretlilerdi. 
 
1927 yılında bir sanayi sayımı yapıldı. Bu sayımın sonuçlarına göre, Türkiye’de 65.245 işletmede 257 bin kişi çalışıyordu. Bu işletmelerin yüzde 36’sı tek kişilikti, yalnızca işyerinin sahibi çalışıyordu. İşletmelerin yüzde 8’inde ise, yalnızca işyeri sahibi ve aile üyeleri bulunuyordu. İşletmelerin diğer yüzde 36’lık bölümünde, işyeri sahibi dahil, 2-3 kişi çalışıyordu. 4 ve daha fazla sayıda kişinin çalıştığı işyerlerindeki 166 bin kişiden 11 bini patron, geri kalanı işçiydi. Tüm Türkiye’de, çalışan kişi sayısının 100’ün üstünde olduğu işyeri sayısı 155 idi. 
 
Emperyalist güçler ve onların taşeronları, yüzde 80’i köylü olan bir ülkede insanların canına, değerlerine ve malına saldırınca, devrimci mücadele köylülerden kurulan orduyla başarıldı. Ancak köylülük, bu devrimi koruyacak ve daha ileriye götürecek bir birikime, programa, örgütlenmeye sahip değildi. Kapitalizm gelişmemişti. İşçi sınıfı çok zayıftı.  
 
Kemalist Devrim, işçi sınıfının gelişmediği yoksul bir ülkede, eğitim düzeyi geri bir halkla bir mucize yarattı. 
 

Günümüzde Kemalist Devrim ve işçi sınıfı

Yıldırım Koç / Aydınlık / 17.03.2015

Kemalist Devrim veya Türkiye’nin milli demokratik devrimi Atatürk’ün ölümünden ve özellikle de 1946 yılından itibaren rayından çıkarıldı; karşı-devrim süreci başladı.  
 
Özellikle AKP iktidarları döneminde, Kemalist Devrim’in üç temel hedefi tehdit altına sokuldu. 
 
Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığı ve üniter devlet yapısının bütünlüğü tehdit altındadır.  
 
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı olan Türk milletinin bütünlüğüne saldırılmaktadır. 
 
Türkiye’de yaşayan insanları emperyalistlerin, AKP’nin, cemaat ve tarikat şeyhlerinin, ağaların, aşiret reislerinin, sermayedarların kulu/kölesi yapma çabaları yoğunlaşmıştır; kadınların Kemalist Devrim sürecindeki kazanımları tehdit altındadır.  
 
KEMALİST DEVRİMİN TEMEL GÜCÜ İŞÇİ SINIFIDIR 
 
Ancak bu kez Kemalist Devrim’in dayanacağı temel güç köylülük değildir. 
 
1920’li yıllardan 1946 yılına kadar, Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i köylerde yaşıyordu. Köyler ve hatta kentler arasında ulaşım çok yetersizdi. Farklı köken ve inançlardan insanlardan bir millet yaratma sürecinde Kemalist iktidarın elinde sinema, televizyon, internet yoktu; okuma yazma bilenlerin sayısı sınırlıydı; radyo fazla yayılmamıştı. Farklı köken ve inançtan insanlar arasında yüzyılların getirdiği önyargılar etkiliydi. Halkın büyük bölümü, kendi toprağını işleyen köylü veya kendisine ait dükkanda çalışan esnaf sanatkardı.  
 
Günümüzde ise Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i kentlerde yaşamaktadır ve yaklaşık yüzde 70’i hayatını işgücünü satarak kazanmaktadır. İşçidir, memurdur, sözleşmeli personeldir, geçici personeldir (4/C). Ayrıca, işgücünü satma çabasında olup da bunu başaramayan işsizler vardır. Bunların tümü işçi sınıfıdır. Bir de işçi ve memur emeklilerinden oluşan milyonlar vardır.  
 
Günümüzün insanları, dünyada ve Türkiye’deki gelişmeleri izleyen, her türlü teknolojik gelişmeye açık bir kitledir. Ülke içi ve uluslararası nüfus hareketliliği yüksektir. Örgün eğitim düzeyi çok yükselmiştir. İnsanların bilgi, bilinç ve sınıf mücadelesinde deneyim düzeyleri, Atatürk dönemiyle kıyaslanamayacak kadar ileridir.  
 
Diğer taraftan, Türkiye’ye, vatanımıza yönelik saldırıdan en fazla zarar görecek olan, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan işçi sınıfımızdır.  
 
İŞÇİ SINIFIMIZIN ANTİ-EMPERYALİST MÜCADELESİ 
 
İşçi sınıfımızın en önemli sorunlarının kaynağında emperyalist sömürü ve saldırı yatmaktadır. 
 
Türkiye güçlü ve potansiyeli çok yüksek bir ülkedir; emperyalist sömürü engellenebilirse, işçilerin çalışma ve yaşama koşulları hızla iyileştirilebilecektir. 
 
Türkiye’yi ve halkımızı soyanların servetlerine el konsa ve devlete aktarılsa, Türkiye’de herkese insanca yaşama olanağı kolayca sağlanacaktır.  
 
İşsizliği, özelleştirmeyi, taşeronluğu, esnek çalışmayı, kiralık işçiliği, vb. dayatan, öncelikli olarak emperyalist güçlerdir. Türkiye’deki sermayedar sınıf ve siyasi iktidar, arkalarını emperyalist güçlere dayamadan bu konularda başarılı olamaz.  
 
Türkiye’nin parçalanması ve Türk milletinin (Türkiye halkının) bölünüp birbirine kırdırılması, sınıf bilincine ve işçi sınıfının mücadelesine en büyük darbeyi indirecek tehditlerdir. İnsanların kullaştırılması da işçi sınıfını köleleştirmenin aracıdır. 
 
Bu koşullarda, Kemalist Devrim’i, işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda daha da geliştirerek koruyacak temel güç, işçi sınıfımızdır. 
 
Kemalist Devrim geliştirilerek korunmadan da işçi sınıfının çıkarları korunamaz. 
 
İşçi sınıfı mücadeleye katılmadan, Kemalist Devrim korunamaz.

 
 



 

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Kandilli Ermeni Kilisesi’nden sert ‘soykırım’ çıkışı: Papa işine baksın!

Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Kevorkyan, Papa’nın sözde Ermeni soykırımıyla ilgili sözlerine tepki gösterdi. Kevorkyan, ‘Kilisenin siyasete bulaşması, Hazreti İsa’nın ruhuna aykırı’ dedi

 
 

11 Mayıs 2015 Pazartesi

DİYADİN OLAYI VE SEÇİM

 
1. Diyadin olayı, PKK’nin silahlı gücünün “açılım” boyunca küçülmediğini, tersine büyüdüğünü kanıtladı. AKP, “açılım”ın PKK’nın silahlı gücünü ortadan kaldıracağını, böylece terörün son bulacağını öne sürmüştü. Diyadin olayı, Hakan Fidan’ın Abdullah Öcalan ile yaptığı çatışmasızlık anlaşması örtüsünün altında, PKK’nin doğu ve güneydoğu illerimizde yerleşik silahlı birlikler kurduğunu gösterdi. Daha da vahimi, ülke içinde PKK’nın silahlı gruplar bulundurmasını AKP’nin yanı sıra yeniCHP de olağan saymaktadır. İki parti, Jandarmamızın sınırlarımız içinde aldığı bir tertibatı, HDP gibi “PKK’nın bölgesine müdahale etme” olarak görmektedir. “Açılım” PKK terörizmini meşrulaştırmış, “toprak bütünlüğü, tek millet, tek ordu” ilkesini zayıflatmıştır. 
 
2. Olay, “açılımı” sona erdirme değil derinleştirme olayıdır. Üç yol yok, iki yol var: Ya “açılım,” ya da PKK’yi askeri bakımdan ezmek! Askeri yönteme başvurmak için öncelikle bu yönde siyasi bir karar almak, bu siyasi kararın gereği olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) görevlendirilmesi ve bütün taktiklerin TSK’nın hazırlayacağı harekât planına uydurulması gerekir.  
 
Askeri yöntemlere başvurma yönünde siyasi bir karar yok. TSK olayın dışında olduğunu açıkladı. Ortada TSK’nın harekât planı olmadığı için buna uygun taktikler de yok. Tersine, örneğin valiler PKK’nın güvenliğini sağlama amirleri gibi hareket ettiriliyor. PKK’nin elindeki belediyelere kamu fonlarından para akıtılarak, PKK’nin örgütlenmesini güçlendirmesine olanak sağlanıyor vs.  
 
Bu şartlarda tertiplenen Diyadin olayı, bir taşla birkaç kuş vurmayı amaçlıyor: a. “Açılım”ın ne kadar doğru ve zorunlu bir politika olduğunu hem batıya hem doğuya göstermek. b. Kontrollü “milliyetçilik” enjeksiyonu yaparak AKP’den oy kaçışışını durdurmak. c. HDP’nin barajı aşması için destek çıkmak. d. TSK’nın devreye girmesi istenmiyorsa Tayyip Erdoğan’ın “başkan” olmasına destek verilmesinin şart olduğu algısını yaratmak.  
 
3. “Açılım”ın seçim sürecindeki adı “Türk tipi başkanlık sistemi”dir. AKP’nin seçim bildirisinde “açılım” geçmiyor. Açılım “Türk tipi başkanlık sistemi” zarfının içine konulmuştur. “Açılım” ve “Türk tipi başkanlık sistemi” madalyonun iki yüzüdür.  
 
4. Başkanlık sistemi ve “açılım” için HDP’nin barajı geçmesi şart. AKP, 10 puanın üzerinde oy kaybetmiş görünüyor. AKP’den bütün partilere oy kaçışı vardır. HDP’ye giden oyları geri çevirmesi olanaksızdır. Diyadin olayı, seçim meydanlarında milliyetçi görüntü vererek HDP dışı partilere kaçan oyların bir bölümünü geri almak için tertiplenmiştir. Askerler bir harekât planı olmadan, hazırlıksız çatışmaya gönderilmiştir. 
 
Bu oy kaybıyla AKP’nin “açılımı” ve “Türk tipi başkanlık sistemi”ni düzenleyecek yeni bir anayasayı tek başına yapması olanaksızdır. Gerçi Kemal Derviş AKP-yeniCHP büyük koalisyonu için devrededir, ama yeniCHP’nin “Türk tipi başkanlık sistemi”ne ilişkin çekincelerini törpülemek için HDP’ye, HDP’nin “açılım” konusundaki kimi itirazlarını törpülemek için yeniCHP’ye ihtiyaç vardır. Zaten yeniCHP de HDP’nin barajı geçmesini istemektedir. Böylece “açılım”ın üç silahşörü AKP-yeniCHP-HDP işbirliğiyle, “açılım ve Türk tipi başkanlık sistemi” en geniş tabana oturtulacaktır. 
 
5. Turgut Özal da böyle yapmıştı. Özal açılımı “federasyon” ve “bir koyup üç almak” diye ifade etmişti. Şimdi Erdoğan’ın uyguladığı “Yıldırım Akbulut” ve “Çankaya’da operasyon odası” modelini Özal başlattı. Erdoğan Özal’ın “özel örgüt” uygulamasını da devraldı. Aslında F Tipi de Erdoğan’ın “özel örgütü” idi. Erdoğan, F Tipini tasfiye ederek Hakan Fidan’lı, Efkan Ala’lı daha sıkı ve daha sadık bir “özel örgüt” kurdu. Valileri “özel örgüt”e, Jandarmayı da valilere bağladı. “Özel örgütü” Özal’ın başaramadığı yasal güce kavuşturdu.  
 
6. TSK, kendisini “açılım”dan tamamen ayırdı. TSK, HDP barajı aşarak Meclise girerse “açılımı” önlemenin çok daha zor, ödenecek bedelin daha ağır olacağını saptıyor. Bu nedenle “açılım” ile arasına çizgi çekmekten daha ileriye giderek, HDP’nin barajı aşması olasılığına karşı kendisini konumlandırıyor. Diyadin olayına gösterdiği hassasiyette ve yaptığı üstüste açıklamaların satır aralarında, tehlikenin boyutuna ve kendi konumlanışına ilişkin işaretler vardır.  
 
7. ABD işin merkezindedir. “Açılım”ın en geniş tabanını oluşturmak için devrededir. “Açılım”cı üç partiyi de sıkı markaja almıştır. ABD, Erdoğan’a “açılımda geri dönülmez noktaya geldiğini, bu noktadan dönerse biteceğini” bildirmiştir. YeniCHP’yi en son Kemal Derviş’in de katkılarıyla “açılım”ın kararlı destekçisi yapmıştır. HDP’yi ise “siyasallaştırmıştır.”
 
HASAN BÖĞÜN / 18.04.2015 / Aydınlık

Kılıçdaroğlu: MHP ve HDP ile koalisyon olur



Okan KONURALP/ANKARA/17.04.2015
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28758097.asp

AB ülkelerinin büyükelçileriyle, Letonya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde öğle yemeğinde bir araya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, koalisyon şartını açıkladı: “Belirli ilkeler ve değerler temelinde uzlaştığımız bir partiyle koalisyon kurabiliriz. Koalisyon kuracağımız partinin bağımsız olması gereken tüm kurumların bağımsızlığına, yargının mutlak bağımsızlığına ve medya özgürlüğüne inanması şartıyla.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AB Büyükelçilerinin, “Seçimlerden koalisyon ihtimali çıkabilir? Koalisyona hazır mısınız?” sorusuna “Belirli ilkeler ve değerler temelinde uzlaştığımız bir partiyle koalisyon kurabiliriz. Koalisyon kuracağımız partinin bağımsız olması gereken tüm kurumların bağımsızlığına, yargının mutlak bağımsızlığına ve medya özgürlüğüne inanması şartıyla...” yanıtını verdi.  
 
AB SÜRECİ BİZİMLE HAREKETLENECEK
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, AB ülkelerinin büyükelçileriyle, dönem başkanı Letonya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde öğle yemeğinde bir araya geldi. Kılıçdaroğlu’na yemekte Genel Başkan Yardımcısı Murat Özçelik, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve Eskişehir milletvekili adayı gazeteci Utku Çakırözer eşlik etti. Yaklaşık 1.5 saat süren yemekte Kılıçdaroğlu partisinin iktidar olma hedefiyle ilgili projelerini aktardı. “Hedeflerinin CHP’nin tek başına iktidar olması” üzerine kurulu olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “AB süreci bizim dönemimizde yeniden hareketlenecek. Biz Türkiye’nin AB ile ilişkilerini yenilemesi gerektiğine inanıyoruz. AB değerleriyle paralel politikalar yürüteceğiz” dedi.
 
HDP PARLAMENTODA OLMALI
AB Büyükelçilerinin “HDP’nin barajı geçme ihtimalini” ile ilgili sorusuna Kılıçdaroğlu, “HDP’nin TBMM’de yer almasını isteriz, almalı da. Parlamenter demokrasiye inandığını vurgulayan bir parti hakkında aksini de düşünemeyiz. Ki MHP de HDP de koyduğumuz kriterler bağlamında koalisyon alternatifimiz olabilir” karşılığını verdi.
 
SOYKIRIM TANIMINA KARŞIYIZ
Kılıçdaroğlu, Avrupa Parlamentosu’nun önceki gün aldığı “Soykırım” kararıyla ilgili olarak ise “Tarafların tarihleriyle yüzleşmeleri, tarih disiplini içinde meselenin konuşulması gerektiğini savunuyoruz. Biz buna hazırız, CHP olarak da yaklaşımımız budur. Ancak ‘Soykırım’ tanımını karşılıklı acıların yaşanmış olması açısından doğru bulmuyoruz” değerlendirmesi yaptı.
 
NE DİYECEKLER BAKALIM
Kılıçdaroğlu, TBMM’de görüştüğü Avrupa Konseyi bünyesinde kurulan Yolsuzluğa Karşı Devletler Topluluğu- GRECO komisyonu üyelerine de 2003 yılında kurulan ve üyesi olduğu Yolsuzluklarla Mücadele Komisyonu’nun raporunu verdi. Edinilen bilgilere göre buluşmada 17- 25 Aralık Operasyonları da gündeme geldi. Kılıçdaroğlu’nun toplantının sonunda heyete “Sonraki görüşmeniz kiminle?” sorusunu yöneltti, “AKP temsilcileriyle” yanıtına “Ne diyecekler bakalım” karşılığını vermesi gülüşmelere neden oldu.

TÜRK AKIMI HATTINA EMPERYALİST SABOTAJ

Papa'nın hedefi Türk akımı

Dünya Makedonları Kongresi Başkanı Petrov, Türk Akımı’nı bozmak için hattın geçeceği ülkelerde karışıklık yaratılmak istendiğini, Papa’nın sözlerini bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini vurguladı