11 Mayıs 2015 Pazartesi

MİT TIR'LARINI İHBAR EDEN ASTSUBAY GÜLTEKİN MENGE'NİN İFADESİ

'Samimiyetimden dolayı Bakan teşekkür etti'

MİT'e ait TIR’ları ihbar eden Astsubay Gültekin Menge, savcılık sorgusunda ihbarı yaptığını İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri'ne itiraf etti. Menge'nin ifadesine göre, müfettişler itirafı Ala'ya aktardı ve samimi anlatımından dolayı Bakan, Menge’ye teşekkür etti

 
 

5 Mayıs 2015 Salı

'AKP ile büyük koalisyon olabilir'

 

CHP milletvekili adayı Mehmet Bekaroğlu, Rizeli seçmenden gelen “AKP ile koalisyon kurar mısınız?” sorusuna “Demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir anayasa yapma konusunda iki parti bir araya gelebilir ve hükümet kurabilir” yanıtı verdi. Bekaroğlu, CHP içinde hiç koalisyon konuşmadıklarını; bu fikrin kendisine ait olduğunu söyledi. 

 
 
Bekaroğlu konuşmasında sık sık CHP’nin emekliler ve çalışanlar için ekonomik vaatler içeren vizyon belgesine atıfta bulundu. Soru cevap kısmına geçince AKP’li olduğunu gizleme gereği duymayan ve kendisini işadamı, müteahhit olarak tanımlayan derneğin kurucularından Mustafa Paksoy, AK Parti öncesi ekonomik durumun kötülüğünü anlattı ve son günlerin popüler sorusunu, yani “Emekli ve çalışanlara vereceğiniz parayı nereden bulacaksınız?” sorusunu sordu. Bekaroğlu’nun şaka yollu “Sizlerden alacağız” yanıtı salonda pek duyulmadı. Bekaroğlu bu soruya içinde bolca rakam olan bir yanıt verdi. Kahvaltı toplantısı sonrasında yanına yaklaştığımız işadamı Paksoy, “Ben soruma yanıt alamadım” diye etrafına dert yanıyordu.
 
AKP ile koalisyon kurar mısınız?
 
Bekaroğlu’na sorulan ilginç sorulardan biri de koalisyon ihtimalini içeren soru oldu. CHP’nin AK Parti ile koalisyon yapıp yapmayacağı soruldu: Bekaroğlu, “Türkiye’de koalisyon hükümeti döneminin başladığını görüyorum. Koalisyonlar istikrarsızlık getirmez, halkın aleyhine değildir” diyerek söze başladı ve AKP ile koalisyon yapmalarının şartını açıkladı:
 
“Benim kişisel görüşümü sorarsanız bir şartla olur. Türkiye’yi 100 sene taşıyacak 12 Eylül Anayasası yerine gerçekten demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir anayasa yapmak için iki parti bir araya gelebilir ve hükümet kurabilir. Bunun adı büyük koalisyon olur. Bu Almanya’da da, Türkiye’de de zamanında olmuştur. Koalisyon, Türkiye gibi bir ülkede bir partinin, bir insanın insanlara dayatmasındansa, koalisyonlarda müzakere ederek sonuçların bulunması daha hayırlıdır diye düşünüyorum”  
 
Bekaroğlu altını çize çize koalisyon konusunda CHP’nin yetkili kurullarında görüşülmüş bir şey olmadığını, bu söylediklerinin tamamen kendi fikri olduğunu söyledi.
 
 

En iyi ve doğru çözüm ‘ilhak ve iltihak’!

Psikolojik harekâtçı-etki ajanı koro, medyada hep bir ağızdan, Kıbrıs’ta “ver-kurtul” derken, bizim buna suskun kalmamız elbette mümkün değildir. Çünkü, Kıbrıs konusu Türk milleti için milli davadır. Kıbrıs Türk milleti için vatan toprağıdır. Kıbrıslı soydaşlarımız, Türk milleti için öz kardeştir. Anavatan Türkiye, dünyadaki bütün Türkler için Anavatandır. 
 
Kıbrıs, Osmanlı’dan bugüne Türkiye Cumhuriyetinin vazgeçilemez ve devredilemez tarihi-siyasi-ekonomik ve stratejik hak ve çıkarlarının olduğu, Akdeniz’in batmayacak bir uçak gemisidir. KKTC, 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra kurulmuştur. Kıbrıs Türkü, Türk askerinin ve Türk milletinin tam ve eksiksiz desteği ile o günden bu yana 40 yılı aşkın süredir bağımsız, korkusuz ve özgür biçimde barış içinde yaşamını yürütmektedir. 
 
Kıbrıs, milli kahramanlarımız Dr. Fazıl Küçüklerin, Rauf Denktaş’ların önderliğini yaptığı var olma, bağımsız ve milli olma mücadelesini Anavatan Türkiye ile omuz omuza vererek, bu uğurda can vererek, kan dökerek bugünlere gelmiştir. Enosis çığlıklarıyla adayı Elenleştirmeye çalışan Yunan-Rum ittifakının saldırı, katliam ve darbelerine karşı milli mücadele verilerek kurulmuştur KKTC. Türkiye, elinden gelen her maddi ve manevi katkı ve fedakârlığı bu vatan toprağına ve soydaşlarımıza hiçbir karşılık beklemeden seve seve, gönülden yapmıştır, yapmaya devam etmektedir, gelecekte de edecektir. Yunanistan ve Rumların AB üyeliğini fırsat bilerek, “çözüm” adı altında adayı “AB toprağı” yapma teşebbüsleri asla kabul edilemez. Türkiye’nin garantörlüğü sadece Kıbrıs Türklerinin varlığı ve bağımsızlığının garantörlüğü değil, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin Akdeniz’deki güvenliği -varlığı ve çıkarlarının da garantörlüğüdür. 
 
“Çözüm” adı altında, yılan hikâyesine dönen, çözümsüzlük-müzakerelerinden hayırlı bir sonuç çıkmaz, çıkamaz. 
 
KKTC’de, ulusal benliğini yitirmiş, aşağılık duygusu içinde, AB ve Rum muhibi olmuş, AB pasaportu almak hevesiyle, bağımsız ve milli devletinden vazgeçmeye hazır, vatansız-bayraksız sözde solcuların, “yes be annemci” gayrı-milli tiplerin “çözüm” maskesiyle adayı AB toprağı yaparak, asimile olmayı kabul etmeleri, Türkiye’nin umurunda bile olmaz olmamalıdır. Kıbrıs’ta “sandıkla” değil, canla-kanla bağımsız ve milli bir Türk devleti kuruldu. Öyle ‘hamaset edebiyatı’ falan diyerek, kimse bu gerçeği küçümseyemez, yok sayamaz.
 
Bu işler öyle basit değil. Herkes aklını başına almalı. Türkiye’ye karşı AB ve Rum ağzıyla yakışıksız ve küstah söz ve tavırlarla kimse ucuz kahramanlığa kalkışmamalıdır. Kıbrıs bizim için canımız kadar sevdiğimiz “yavru vatan” toprağıdır, Kıbrıslı soydaşlarımız da kardeşimizdir. 
 
Her yıl 500 milyon dolardan 1 milyar dolara varan miktarda direkt ve dolaylı mali destekle, Kıbrıs Türkü ekonomik olarak yalnız bırakılmamıştır. Anavatandan Manavgat’tan içme suyu için denizin altından adaya su götürülmesi sağlanmıştır. Rumlar ve Yunanlılar gırtlağına kadar borca batıp, maaşlarını bile ödeyemezken, bugün Kıbrıs Türkünün yıllık milli gelirinin her şeye rağmen kişi başına 15.000 doların üzerinde tutulması başarılmıştır. KKTC, harika doğası, muhteşem otelleri ve uluslararası çapta eğitim veren Üniversiteleri ile bugün parlayan bir yıldız gibidir. 
 
Yeni keşfedilen, Kıbrıs kıta sahanlığı ve yakın çevresindeki zengin doğal gaz yataklarından, Kıbrıs Türkünün de, Türkiye’nin de hakkı ve payı mutlaka olacaktır. Bugün yapılması gereken şey, Emperyalizme teslim olmak, adayı AB toprağı yapmak, Türkiye’yi garantörlükten koparmak asla olamaz. 
 
KKTC’deki soydaşlarımızın azami şekilde ikna edilerek ve destekleri sağlanarak, Anavatan Türkiye’ye “ilhak” için derhal bir kampanya başlatılmalıdır. Eş zamanlı olarak, Türkiye de bu kampanyaya, Kıbrıs’ı “iltihak” kararı alarak katılmalıdır. Böylece sorun da, çözüm arayışları da son bulur. Dilleri, dinleri ve sınırları ayrı 2 farklı milleti zoraki birleştirme komedyası da son bulur. Türkiye, Atatürk zamanında bunu Hatay’ın ilhakı ve iltihakı ile “kansız” biçimde başarmıştı. Şimdi Kıbrıs’ta da, emperyalizmin dayatmasına ve tezgâhlarına karşı bana göre en iyi, en doğru ve kesin çözüm ilhak ve iltihaktır. Gerisi lafügüzaftır.

UFUK SÖYLEMEZ / AYDINLIK / 30.04.2015

KKTC’de ‘sol’ değil Rum ve AB muhipleri kazandı!

Kimliğini-tarihini-değerlerini yitirmiş, AB ve Rum muhibi olmuş, AB pasaportu alabilmek uğruna, bağımsız devletinden ve milli kimliğinden vazgeçmeye hazır, aşağılık kompleksi ile Anavatan’a karşı her türlü nankörlük ve küstahlığı yapmayı marifet sayan bir zihniyet kazandı KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde. Bu sonuçlara en çok Rumlar sevinmiş olmalı. Zaten M. Akıncı’nın taraftarları kutlamalarda Türk bayrağı yerine, AB bayrağını sallıyorlardı. Kıbrıs’ı AB toprağı yapıp, Türkiye’nin garantörlüğünden koparıp, Türk milleti için “yabancı ülke” statüsüne çevirmek istedikleri-Kıbrıs’ta, vatansız-bayraksız “sözde” solcular kazanmadı. 
 
Kim kazandı? Müflis Yunanistan ile maaşlarını bile ödeyemeyecek haldeki Rumlara, adayı “çözüm” adı altında “ciro” etmeye hevesli, emperyalizme “kul” olmaya gönüllü, bağımsız ve özgür bir milli devlet yerine, AB bayrağı altında girmeye can atan güruh kazandı. 
 
Bunlara “sol” denilmesi, bağımsız-anti-emperyalist ve ulusal duruşu savunan gerçek solculara ve devrimcilere bence büyük haksızlık etmek olur. 
 
AKP iktidarı, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve milli kahramanımız Rauf Denktaş’a bile, AB ve Rum’un desteğiyle “yes be annem” diyerek, her türlü yakışıksız ve etik dışı saldırıları yapan, bu “sözde” solcu- özde “Rum ve AB” muhiplerine karşı, Dr. Eroğlu’na hiçbir destek ve katkı vermeyerek KKTC’deki bu sonuca “sükût” yoluyla fiilen destek verdi maalesef. 
 
O nedenle, bunu bir “sol” kazandı, “sağ” kaybetti basitliğine ve kabalığına indirgemek için ya cahil ya da özel kasıtlı olmak gerekir bence. 
 
Milliciler, gayrı-milli-AB’ci-Rum’cu, vatansız ve bayraksız, ver-kurtulcu, yes be annemciler karşısında, yalnız bırakılmıştır. 
 
Tarihi, askeri, siyasi ve ekonomik olarak vazgeçilemez hak ve çıkarlarımızın bulunduğu Kıbrıs’ı, “demokrasicilik” maskesiyle, Türkiye’den kopartmaya kalkışmak, vahim ve büyük bir yanlış ve Türk milletine ihanet olacaktır. 
 
Seçilen Cumhurbaşkanı M. Akıncı, bugüne kadar yürüttüğü, Türkiye aleyhine- Rum yanlısı, çözüm adı altında KKTC’yi tasfiye edip, Kıbrıs’ı AB toprağı yapma yolundaki gayrı-milli siyasetini, belki Rauf Denktaş ve Türkiye sayesinde bugün oturabildiği o makamında bir kez daha sağduyulu ve soğukkanlı bir şekilde gözden geçirir de gerçekleri görür diye ummak istiyoruz. 
 
Ben bu “yes be annemci”, ver-kurtul zihniyetindekilerden ziyade, Türkiye’de milli davaya kurulan kumpasa “trene bakar” gibi bakan, Muhalefet partilerinin, Üniversitelerin, Anayasal kurumların, medyanın ve sözde sivil toplum örgütlerinin, çok daha günahkâr ve vurdumduymaz olduklarını düşünüyorum. 
 
Kıbrıs’ta dili-dini-sınırları ayrı olan ve 40 yıldan beri ayrı devletlerinde yaşayan Rum ile Türkü, AB bayrağı altına sokup, zoraki birleştirmeye çalışanlar, Türkiye’de 100 yıldır aynı bayrağın altında, kardeşçe yaşayan, aynı dine mensup, çok büyük bir çoğunluğu Türkçe konuşan ve anlaşan, etle-tırnak olmuş Türk ile Kürdü ayrıştırmaya çalışıyorlar. Ben bunu yapmaya çalışanlardan çok, kendi içimizdeki ihanete, vurdumduymazlığa, gayrı-milli duyarsızlığa isyan ediyorum açıkçası.

UFUK SÖYLEMEZ  / AYDINLIK / 28.04.2015

HANGİ ÇÖZÜM ?

Siyasi iktidar da, muhalefet partileri de söz birliği etmişçesine aynı lafları söylüyorlar “açılım süreci” ya da “çözüm süreci” hakkında. Bundan sonra güvenlikçi yaklaşımlar olmayacak ve kesinlikle silah kullanılmayacak. Sorun demokratlaşma sorunudur, demokratik çözüm esastır. Tek bir gencimiz bile ölmesin ve analar ağlamasın. Bunların hepsine katılıyorum. Teorik olarak doğru. Sadece güvenlik önlemleriyle bu sorunun çözümünün mümkün olmadığını kabul etmek durumundayız. Ancak PKK silah bırakmadan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hakimiyet kurmaya devam ettiği sürece demokratik bir çözümün, hatta bir çözümün mümkün olmayacağını görmeliyiz. PKK’nın talepleri ya da onun silahlı gücüne güvenen HDP’nin istekleri her seferinde daha da cüretkar olmaktadır. Öcalan’ın ifade ettiği yol haritası, demokratik özerklik pratikte ülkenin bölünmesine yol açacak adımlardır. Birçok aydın(!), devlet adamı(!) vb. tarafından da ifade edilen bu güzel lafların altı boştur. Ne anlama geldiğini ve pratiğe nasıl geçirileceği üzerinde durulmamıştır bile. Ama herkes papağan misali tekrar etmektedir. 
 
Aslında başından itibaren yapılanın bir ulus inşa süreci olduğunu belirtmeliyim. Bölgemizde uygulanan stratejinin bir Kürt ulusu inşa süreci olduğunu görmemek büyük bir stratejik körlüktür. Hem aydınlar(!) hem de devlet adamları(!) için. Ama ısrarla görmemekte ısrar ediyoruz ve olmayacak ya da söz konusu inşa sürecine katkıda bulunacak çözüm önerileri(!) veya çözülme önerileri ortaya atıyor ve uygulamaya kalkıyoruz. 
 
ABD’ye ve Batı’ya mesaj veriyoruz. Bu işi CHP, AKP’den daha iyi yapar diye. Bir bölücü ve ırkçı bir parti yani HDP, AKP tek başına iktidara gelemesin diye bir grup medya, iş adamları ve aydınlar(!) tarafından destekleniyor. Televizyonlarda “Türkiye partisi” ve “demokrat” diye cilalanıyor. HDP, PKK ile birlikte Kürt ulusu yaratmanın bir aracıdır ve bu amaca hizmet etmektedir. Eğer Meclis’e yeni bir siyasi parti gönderilecekse bu siyasi parti neden Vatan Partisi olmasın. Sonuçta ülkenin bütünlüğünden, ulus devletten, barıştan ve 6 Ok’tan yana bir siyasi parti. Böyle bir programı olan siyasi partinin Meclis’e girmesi, orada programı doğrultusunda mücadele etmesi neden istenmez? Çünkü Vatan Partisi, milli bir partidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini devam ettirecek ve tam bağımsızlığı sağlayacak partidir Vatan Partisi. 
 
Türk milleti “açılım süreci” ya da “çözüm süreci” adıyla başlatılan sürecin de, CHP ve HDP’nin önerdikleri çözüm önerilerinin de ABD, İsrail ve Batı tarafından hazırlanan projeler olduğunu ve ülkeyi parçalamaya yönelik olduğunu söylemek mecburiyetindeyiz. Söz konusu süreç adı ne olursa olsun ve kim tarafından uygulanırsa uygulansın bir Kürt ulusu yaratma sürecidir. Ülkenin sınırlarının değişmesine yol açacağı için sonu çok kanlı bitecek bir süreçtir. Mutlaka yeniden tanımlanmalı ve yüzde 100 milli olmalıdır. ABD, İsrail ve Batı’nın menfaatlerine hizmet etmemelidir. Bunu da ancak milli bir hükümet başarabilir.
 
İSMAİL HAKKI PEKİN / AYDINLIK / 30.04.2015

30 Nisan 2015 Perşembe

BANDIRMA VAPURU

Geçen Salı bu köşedeki yazıma gayet doğal biçimde, hiç düşünmeden bir sonuç cümlesi koydum. Şöyle: “Haziran seçimlerinde, Cumhuriyet’in kazanımlarını, laisizmi savunan, neo-liberalizme karşı olan sosyalistler; ülkenin etnik ve bölgesel olarak bölünmesini istemeyen bütün yurtseverler, Vatan Partisi’ne oy verecekler.” Çok basit, “Bugün hava güneşli” der gibi düşünülmeden yazılmış bir cümle. 
 
Sadece bu cümle üzerinden bir fırtına koptu. Hayretler içinde kaldım. “Bunlar kime oy verecekler?” diye düşünmeye başladım. 
 
Sahi, Vatan Partisi’ne oy vermeyip kime oy vereceksiniz? Bir eli Derviş’in cebinde, öteki eli Demirtaş’ın kolunda, Amerikalı eyalet senatörü gibi dolaşan Kılıçdaroğlu’na mı? Tek bir kasetle kendini inkâr edip “müstevlilerin siyasi emellerine alet olan” CHP yönetimine mi? Ülkeyi Amerikan emperyalizminin ve neo-liberalizmin tahakkümü altında 36 etnik gruba ve 25 eyalete bölmeyi amaçlayan, anarko-ekolojist Murray Bookchin’den gülünç ve anakronik biçimde araklanmış “radikal özerklik” saçmalığıyla yürüyen Demirtaş’a mı? Apo’yla MİT’in pazarlığı sonucunda Haziran’ı ve bütün sosyalistleri yutmaya çalışan HDP’ye mi? Emperyalistlerin ve gericilerin mutasavver Anayasa’sına mı? 
 
AMA OY ALAMAZ! 
 
Alamasın! Vatan Partisi isterse binde sıfır oy alsın; açılan sandıkların hiçbirinden bu partiye bir tane oy çıkmasın! Emperyalizme karşı açıktan tavır alan, kamulaştırmayı, Cumhuriyet’i, laisizmi savunan, sosyalist bir gençlik örgütü kurmayı başaran başka parti var mı? 
 
Doğu Perinçek’in sosyalistliği, marksist dünya görüşü sorgulanabilir mi? Geçmişte kendisini eleştirdik; üzerinde tepindik; en zayıf noktası neresi, bulalım da var gücümüzle oradan vuralım diye düşünüp taşındık. Şimdi de eleştiririz. Ben bu gazetenin ikinci sayfasında, geçen 1 Mayıs’taki tavrını eleştirdim mesela; bütün sosyalist sola “vatansızlar, Amerikan askerleri” demenin yanlış olduğunu kendisinin yüzüne karşı ve çeşitli yerlerde yazarak söyledim. Yine eleştiririz. Herkes eleştirdi. Bu köşede de pek çok kez eleştirdim. Hatta bazı alçaklar, onun en yakın eski arkadaşları sıfatıyla, Fetullah cemaatinin marifetiyle yayımlanan “Aydınlıktan Kaçanlar” adlı özel bir kitap bile çıkardılar. Dünya çapında bir eleştiriye ve ihanete mukavemet yarışması yapılsa, Doğu Perinçek’in rekorunu kimse kıramaz.  
 
Fakat partinin yönetiminde generaller ve amiraller var. 
 
Şunu hiç unutmayalım: Kendi özdeneyimiyle, hani vardı ya John Locke’un, Rousseau’nun “deneysel öğrenme” yöntemi, işte onunla; yaşayarak, deneyerek, bizzat görerek, yüz yüze gelerek, cezaevinde yatarak emperyalizmin ne olduğunu öğrenen bir general ya da amiral, emperyalizmi Lenin’in “Kapitalizmin En Yüksek Aşaması: Emperyalizm” kitabını ezberleyerek öğrenen bir kişiden çok daha kararlı ve dönüşü olmayan biçimde, sahici bir anti-emperyalist olur. 
 
Alt tarafı oy vermekten bahsediyoruz. 70’li yıllarda hepimiz gidip CHP’ye oy vermedik mi? Sonrasında yine sosyal demokrat partilere, SBP’ye ÖDP’ye, TKP’ye oy verdik. Ne oldu? Birincisi gitti kara çarşafa altı oklu CHP rozeti taktı; laisizmi ve Aydınlanma düşüncesini geminin bordasından atarak neo-liberalizmin gazıyla havalandı. Diğerleri ya kapandı, ya da bir kısmı HDP’nin peşine takıldı, bir kısmı şaşırıp kaldı ya da anlaşılmaz biçimde bölündü. Demek ki bu seçimlerde emperyalizme karşı açıktan tavır alan, Aydınlanma düşüncesine sahip çıkan, gericiliğe karşı en geniş cephenin nüvesini oluşturan Vatan Partisi’ne oy vereceksiniz.  
 
Dediğim gibi, alt tarafı oy vermekten bahsediyoruz. Tekil, bireysel oylardan... “Gelin Bandırma Vapuru’na binin” diyen yok. Fakat şunu unutmayalım: şartlar o şekilde gelişecektir ki bugün Vatan Partisi’ni ve Doğu Perinçek’i yeterince sosyalist bulmayanlar, bir iki yıla kalmadan, İstanbul’dan takalarla İnebolu’ya geçip, oradan at arabasıyla demiryolu hattı boyunca yol alarak Ankara tren istasyonuna ulaşmaya çalışacaklar.  
 
Siyaset yapmak için biraz öngörü, yani koşulların hangi yöne doğru sürüklediğini görebilmek gerekir. AKP’nin “demokrasi” ayağına bize ayırdığı, içinde yirmi yıldır her şeyi yazıp çizebildiğimiz, kızıl bayraklarla dolaşabildiğimiz, Syriza’cılık oynadığımız, kendi alemimizde tartışıp dalaştığımız, toplumda hiçbir karşılık bulamayan küçük bahçe tarihsel ömrünü tamamlamıştır. Geniş bir Cumhuriyet cephesi tek çözümdür. “Cephe” diyoruz; yani herkesin kendi varlığıyla ve fikriyatıyla katılabileceği, sadece ortak hedeflerde birleşeceği bir şeyden söz ediyoruz. Bunu yapabiliriz. Haziran Ayaklanması da bunun bir işaretiydi zaten.
 
Yavuz ALOGAN / Aydınlık / 30.04.2015