24 Ağustos 2012 Cuma

PKK ile Neosol arasındaki hastalıklı ilişki..

Arslan Kılıç

TEORİ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
TEORİ-Ağustos 2011

Küreselleşme saldırısının yarattığı bozulma

Türkiye solu 1990’larda, sosyalizmin temel ilke ve değerlerinden uzaklaşma anlamında, büyük bir ideolojik-siyasi savrulma ve aşınma yaşadı. Aslında bozulma 1980 sonrasında başlamıştı. 1990’larda hızlandı ve ciddi kırılma ve kopmalar yaşanmasına yol açacak boyutlara ulaştı.

12 Eylül yenilgisi, 12 Eylül rejiminin 1980’lerin sonuna kadar süren ağır baskı ve yasakları ve Batı emperyalizminin aynı yıllardaki bunların üstüne bindiren dünya çapındaki atağı, soldaki büyük ideolojik-siyasi savrulmayı yaratan etkenler oldu.

1917 Ekim Devrimi’nden 1975’e kadar olan yaklaşık 60 yıllık dönem boyunca dünya devrim dalgası küçük iniş çıkışlarla ilerleyen bir süreç içinde hep yükseldi. Dünya kapitalist-emperyalist sistem ise, geriledi. Emperyalist sistemin egemenlik alanları, milli ve sosyalist devrimler tarafından daraltıldı.

1975–80 arasının kısa süren durgunluğundan sonra, 1980’lerin başında ise, dünya devrim dalgası iniş sürecine girdi. Dünya halklarının mücadelesi, en son Vietnam, Kamboçya ve Laos devrimlerinin başarı ulaşmasından (1975) sonra önce duraladı, sonra da gerilemeye başladı. Dünya devriminin gerilemesi, emperyalist sistemin 1920’lerde önü kesilen birinci büyük saldırısından sonraki ikinci büyük atağını başlattığı koşullarda gerçekleşti. Emperyalizmin yeni atağı, 1990’larda Sovyetler’in yıkılması ve Doğu Bloku’nun dağılması ile birlikte, zafer naraları içinde küresel bir saldırıya dönüştü.

Saldırı en başta, ideolojik cephede başladı. Devrimci düşünce ve akımlara, insanlığın devrimci dönüşümlerle ilerlemesi anlayışına ve devrimlerin insanlığa kazandırdığı değerlere yöneldi. İnsanların bilincinden ve vicdanından bütün devrimci değerleri ve idealleri silmeye çalıştı. Siyaset, bilim, kültür, sanat yaşamından, başta Bilimsel Sosyalizm olmak üzere, her türlü devrimci düşünce ve akımı, devrim düşüncesinin kendisini, devrimlerin insanlık tarihindeki derin izlerini adeta kazıma seferberliğine girişti.

Saldırı, hem kazıma ve silme olarak açıktan ve cepheden, hem de yozlaştırma ve bozma olarak “sol”, “sosyalizm” vb kılığında sol’un içinden yürütüldü.

Türkiye solu bu derin ve geniş çaplı ideolojik saldırıyı, başta değindiğimiz siyasi yenilgi ve baskı koşullarına ek olarak, 12 Eylül öncesinin ideolojik zaafları içinde yaşadı. Geçmişten gelen ideolojik zaaflar, siyasi baskı ve yenilgi psikolojisi ile birleşerek savrulmayı ve aşınmayı büyüten ve derinleştiren bir etki yaptı.

Emperyalizme karşı mücadele ve devrim perspektifinin yitirilmesi

İdeolojik ve siyasi bozulma ve savrulmanın yaşandığı en önemli alanlardan biri de, mazlum milletler içindeki milliyet, etnik köken ve dini inanış farklılıklar sorunlarına yaklaşım konusu oldu. Bu alandaki bozulma ve aşınmanın somut ve etkisi büyük çaplı olan örneğini de, PKK’ye yaklaşımdaki bozulma ve aşınma oluşturdu. Aslında yaşanan, Türkiye’deki her türlü etnik milliyetçiliklere, ulusal ve sınıfsal bağları parçalamanın, toplumu un ufak etmenin diğer biçimleri olan mezhep, tarikat, cemaat bölünmelerine yaklaşımdaki bozulma ve aşınmaydı.

Sol, 12 Eylül öncesinde, bütün ideolojik siyasi hatalarına rağmen, dünyanın ezilen kutbunda yer alan toplumlardaki milliyet, etnik ve dini temelli demokrasi sorunlarını devrim perspektifi içinde ele almayı terk etmemişti. Bu sorunların burjuva demokratik çerçevede diyebileceğimiz çözüm biçimleri ve seçenekleri sözkonusu olduğunda, bunları her somut durumda emperyalizme karşı mücadelenin ve devrimin başarısına göre değerlendirme tutumundan, buna tabi kılma ilkesinden ayrılmamıştı.

Bu tutum, 12 Eylül sonrasında bir süre daha sürdürüldü. 12 Eylül faşizminin baskı ve saldırılarına direnmenin ihtiyaçları ile PKK’nin o dönemde bulunduğu konum, bu tutumun o günlerde sürdürülebilmesini mümkün ve kolay kılan etkenler olmuştu. İşçi Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, ortaya çıktığı günden beri PKK’nin geçtiği evreleri inceleyen ve Teori’nin bu sayısında yayımlanan yazısındaki yerinde saptamada belirtildiği üzere, PKK o yıllarda, Suriye’nin denetiminde olarak dünya antiemperyalizm alanında bulunuyordu.

1990’larla birlikte hem emperyalizmin, Küreselleşeme programı çerçevesindeki ideolojik saldırıları yoğunlaştı, hem de ABD bütün gücüyle Ortadoğu’ya yüklenmeye ve yerleşmeye başladı. Bu ABD atağı, bölgedeki güç dengesini antiemperyalist ve devrimci güçler aleyhine çevirirken, PKK’nin bir yandan kuzey Irak üzerinden yavaş yavaş ABD’nin denetimine girmesine; diğer yandan da ABD himayesinde kendisine açılan alan ve dolaylı biçimlerde sunulan ABD, AB destekleri sayesinde büyüyüp güçlenmesine yol açtı.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ise, sol’a ilişkin olarak hem ideolojik faturayı, hem de siyasi dengedeki aleyhte bozulmayı ağırlaştırdı.

Üst üste binen bu gelişmelerin sol’da açtığı yara ya da gedikler büyük oldu. Sol’un,12 Eylül yenilgisinin moral bozukluğunu üzerinden atamayan ve siyasi, örgütsel yıkımlarını tamir edemeyen geniş kesimleri, dünya çapındaki gericilik güçlerinin başlattığı bu yeni saldırılar karşısında darma dağın oldu. Bölünme, parçalanma, dağılma, güçsüzleşme, devrim ve iktidar perspektifinden uzaklaşma hastalıkları bu dönemin tipik olguları oldu. Dağılıp parçalanarak ve yenilgi dönemlerinde atağa geçen Torçkizm’in etkisine girerek, deyim yerindeyse, iktidarsızlık illetine yakalandı. Aynı dönemde, sol, perspektif ve güç olarak iktidarsızlaşırken, PKK’nin büyümesi ve büyütülmesi, sol’da, genel ideolojik siyasi bozulmaya ek olarak, bir de PKK’ye sarılma, iktidarsızlık, güçsüzlük ve başarısızlık açığını onunla giderme eğilimi yarattı.

Sol’un geniş kesimlerinde 1990’larda başlayan PKK kuyrukçuluğuna böyle gelindi.

Yukarıda belirttiğimiz ideolojik saldırılar sürerken, 1990’larda“insan hakları”cılık ve NGO hareketleri üzerinden açıkça; istihbarat örgütleri, uyuşturucu ticareti gibi mafyatik işler üzerinden gizlice yürütülen büyük siyasi ayartmalar, satın almalar, denetlemeler de devreye sokuldu. Aslında 1980’lerin mültecilik koşullarında Avrupa’da başlayan bu operasyonlar, 1990’larda çok geniş çapta ve doğrudan Türkiye’nin içinde de uygulamaya kondu. Sol, bir yandan da bu operasyonlarla, diğer yandan da ideolojik bombardımanlarla PKK’nin eklentisi haline getirildi. Etnik milliyetçi ve bölücü bir güce eklemlendi. Üstelik bu güç, etnik milliyetçilik ve bölücülük faaliyetlerini silahlı mücadele ile sürdürdüğü için emperyalist güçlerin denetimine girmeye hem potansiyel olarak açıktı, hem de bir yandan girmeye başlamıştı.

PKK kuyrukçuluğunun kötü örnekleri

Sol’un büyük bir bölümü 1990’lardan bu yana ikili bir çıkmazın içinde çırpınıp durmaktadır. Çıkmazlardan birincisi, yukarıda kısaca özetlediğimiz süreçler içinde 1990’larda neosolculuğun “sivil toplumcu” tarih ve demokrasi anlayışı üzerinden tarikatçılık, mezhepçilik, etnik milliyetçilik “demokrasisi” tuzağına yakalanmadır.

İkincisi ise, iktidarsızlaşma zaafını PKK’nin gücü ile kapatma eğilimidir. Neosolculuk, sol’un etkilediği kesimlerini bu gerici tarih ve demokrasi tezleri ve iktidarsızlaştırma ile PKK kuyrukçuluğuna sürükledi. PKK kuyrukçuluğu ise geriye dönüp bir yandan bu gerici tezleri besledi, diğer yandan da kuyrukçulukta daha çok kan kaybetmeye yol açtı.

Sonuçta,

—Emperyalizm kavramını unutmuş ve emperyalizme karşı mücadele görevinden kendini sıyırmış,

—Emekçi sınıfları etnik kökenine göre bölen,
—Kürt kökenli emekçileri örgütleme görevini PKK’ye havale eden,
—Kürt halkını PKK’nin “kapalı av alanı” olarak gören,
—Demokrasi sorununu emperyalizme ve ortaçağa karşı mücadele temelinden kopararak, ortaçağa(etnik milliyetçiliğe, mezhepçiliğe, tarikat ve cemaatçiliğe, ağalığa, NGO markalı emperyalizm faaliyetlerine vb) özgürlüğe dönüştürmüş bir “solculuk” türüne; emperyalizm solculuğuna varıldı.


Bu o kadar öyle ki, neosolculuk en sonunda işi, PKK ile birlikte, ABD emperyalizminin Küreselleşme programı ve BOP gereği olan eski SB coğrafyasını, Yugoslavya’yı, Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi, Türkiye’yi vb bölme faaliyetlerinin bu ülkelere “demokrasi ve özgürlük getirdiği”ni keşfetmeye kadar vardırdı. Şu tahliller PKK kuyrukçuluğunun şampiyonlarından EMEP’e ait: “ABD, Irak’ı işgal sürecinde Kürtleri Saddam zulmünden kurtaran ve onlara özgürlüklerini, kendi kaderlerini tayin hakkını tanıyan bir güç olarak davranmış, dolayısıyla Kuzey Irak’taki Kürdistan bölgesinde işgal sevinçle karşılanmıştır.”[1][1]

Bilindiği gibi EMEP Kürt sorunu ile ilgili her ağzını açtığında, aynı zamanda PKK’yi, işçisiyle köylüsüyle, kamu çalışanıyla, esnafıyla vb “Kürt halkının tek meşru temsilcisi” olarak ilan etmektedir. Bu konuda ÖDP, Halkevleri ve yayımladıkları dergilerle anılan küçük sol gruplar da EMEP ile aynı çizgidedir.

Bir zamanlar kamu çalışanlarının tek temsilcisi durumunda olan KESK, bu gruplar tarafından bu anlayışın sonucu olarak hurdaya çıkarılmıştır. Şimdi emekçiler içindeki bu bölücülük yine bu gruplar eliyle mühendis ve tabip odalarına, barolara ve değer meslek kuruluşlarına taşınmak istenmektedir.

Neosol grupların PKK kuyrukçuluğu, 2000’lerin başında “PKK neylerse güzel eyler!” noktasına vararak zirveye çıktı. Bunlar adeta PKK’nin devrim karşıtı eylemlerinin aklayıcısı oldular. PKK’nin CIA uzmanı ABD diplomatlarıyla al takke ver külah olmasının adını, “devrimci diplomasi” koydular. Bölücülüğü sosyalizm ve demokrasinin ölçütü haline getirdiler. Bu anlayışı hepsi adına ve çok açık sözlü bir tutumla, Demir Küçükaydın yaptı. Demir Küçükaydın, Troçkizm’in bölücülüğünü mantıki sonuçlarına kadar götürmede ve teorileştirmede en uç noktaya savrulmaktan çekinmeyen cesaretiyle, bu konuda hepsinin tercümanı durumundadır: “Bizim için ise ‘Türkiye’nin bölünmesi’ veya bölünmemesi diye bir sorun yok. Biz bir tek köyün bile bölünebileceği, hiç bir bürokratik ve askercil yani bulunmayan, iktidarın gerçekten halkın elinde bulunduğu bir Demokratik Cumhuriyet'i hedefliyoruz. Yani tabiri caiz ise, ‘Türkiye’yi yüzlerce parçaya bölünebilir yapmaya çalışıyoruz.” [2][2]

Demir Küçükaydın neosol’a “bölünmenin sosyalistliği” üzerine dersler verirken, İsmail Beşikçi de, “Kürtlerin de bir devleti olmalı, bu devlet isterse bok’tan bir devlet olsun”[3][3], “Dünyada Kürtlerin sadece iki dostu var, biri İsrail’dir, diğeri uzaktaki bir devlettir”[4][4] tezleri ile “devrimci” devlet ve diplomasi “teorileri” dersleri verdi.

Bu “klavuzların” öncülüğünde sola, Bilimsel sosyalizmin taa Marks tarafından ortaya konmuş ve o günden buyana bütün Sosyalizm teorisyenleri tarafından savunulmuş, daha da önemlisi bütün devrimlerin pratiği tarafından doğrulanmış “Sosyalizmin büyük ölçeklerde gerçekleşeceği”, sosyalistlerin büyük devletlerden yana olduğu vb ilkeleri unutturuldu.

Neosol’a göre, PKK’nin Şeyh Sait ve Saidi Nursi anma törenleri düzenlemesi, onu “Kürt özgürlük hareketi” olmaktan çıkarmamamaktadır. Çünkü neosol’un demokrasi ve özgürlük anlayışını artık emperyalizmin demokrasi ve özgürlük ölçütleri belirlemektedir. ABD ve AB emperyalizmi Küreselleşme sürecinde “demokrasi ve özgürlük”ün çerçevesini, “sivil topluma özgürlük” olarak belirledi ve ortaçağı hortlatmaya girişti. Neosol da bu sivil toplumcu demokrasi anlayışının kuyruğunda, “sivil” olmak kaydıyla, her gördüğü gerici kurum ve kuruluşa “demokrasi”, “özgürlük” madalyası takmaya başladı.

Arabanın atın önüne koşulması

Kürt milliyetçiliği bütün kanatlarıyla 1980 öncesinde de sömürge teorisi, bölünme gibi konularda bugünkü tezlere sahipti. Fakat o zaman, dünya çapında devrim yükseldiği ve ABD SB’ye karşı Ankara’daki Amerikancı hükümetler yönetimindeki bölünmemiş Türkiye’yi tercih ettiği için, Kürt milliyetçiliği demokratik haklar temelinde devrimci güçlerin yedeğine takılmıştı. Kürt sorununun demokratik haklar temelindeki çözümü konusu, devrime ve emperyalizme karşı mücadeleye tabi kılınmıştı.

1990’larda durum tersine döndü. Devrim ve emekçilerin davası, Kürt sorununun emperyalist planlar temelindeki “çözümü” gücünün ve siyasetlerinin kuyruğuna takıldı. Araba atın önüne bağlandı.

2010 referandumundan beri soldaki bu büyük bozulmada, tekrar atı arabanın önüne bağlamaya doğru bir dönüş yaşanmaya başladı. ÖDP, Halkevleri ve diğer sol gruplar içinde, PKK kuyrukçuluğundan kopma eğilimleri ortaya çıktı. TKP bu konuda daha önce sağlıklı bir yönelime girmişti.

Şimdi bu olumlu süreci hızlandırmanın, tekrar atı arabanın önüne koşmanın zamandır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1][1]EMEP’in 2009 yılında yayımladığı Milliyetçi Dalgaya Karşı Mücadele ve Kürt Sorunu başlıklı broşürden; bkz: http://www.emep.org/index.php?option=com_k2&view=item&id=204:milliyetçi-dalgaya-karşı-mücadele-ve-kürt-sorunu&Itemid=217 (Erişim: 6 Mayıs 2010)
[2][2] www.koxuz.org adlı sitesindeki “Kürt sorunu ve bölünme” üzerine yazıları (Erişim: 12 Temmuz 2009).
[3][3]Taraf, 8 Eylül 2009, “Neşe Düzel’le Pazartesi Söyleşileri”, http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-ismail-besikci-kurtler-kurtlerle-yasasinlar.htm
[4][4] “Kürtlerin dostları kimlerdir?” yazısı, 1992.


13 Temmuz 2012 Cuma

MEMLEKETE AKP HUKUKU GELDİ; İŞTE "İLERİ DEMOKRASİ" !

  • DENİZ FENERİ'NE MAHKEME BULAMADILAR !
DENİZ FENERİ e.V DAVASINDA YAŞANAN BELİRSİZLİK VE DAVAYA HANGİ MAHKEMENİN BAKACAĞI KONUSUNDAKİ KARGAŞA SÜRÜYOR. SORUŞTURMAYI YÜRÜTEN SAVCILARIN SORUŞTURMADAN ALINMASINDAN VE ESKİ RTÜK BAŞKANI ZAHİT AKMAN İLE ARKADAŞLARININ SERBEST BIRAKILMASINDAN SONRA DAVA SÜRÜNCEMEYE BIRAKILDI. SORUŞTURMAYI YÜRÜTMEKLE GÖREVLENDİRİLEN SAVCILARIN İDDİANAMEYİ HAZIRLAMASININ ÜZERİNDEN UZUN BİR ZAMAN GEÇMESİNE RAĞMEN HENÜZ DAVAYA BAKACAK MAHKEME BULUNAMADI !

SORUŞTURMA BAŞLAYALI 4 YIL GEÇTİ ! OYSA, SORUŞTURMADAN ALINAN SAVCILARIN YARGILANMASI YARGITAY'DA DEVAM EDİYOR !

  • 2010'DAKİ HIRSIZLIK NE OLDU ?
2010 YILINDA YAPILAN KAMU PERSONELİ SEÇME SINAVI'NDA YAŞANAN KOPYA SKANDALININ ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇMESİNE RAĞMEN ORTADA İDDİANAMESİ DAHİ YOK.

2010 YILINDA YAPILAN SINAVDA YAKLAŞIK 500'Ü AŞKIN KİŞİNİN EĞİTİM BİLİMLERİ SINAVINDA 120 SORUNUN TAMAMINI YAPMASI ÜZERİNE SINAVDA SORULARIN SIZDIRILDIĞI ORTAYA ÇIKMIŞTI. TÜRK EĞİTİM-SEN, SORULARIN SINAVDAN ÖNCE E-POSTA YOLUYLA BELİRLİ KİŞİLERE GÖNDERİLDİĞİNİ AÇIKLAMIŞ VE E-POSTA TRAFİĞİNDEN FAİLLERİN BULUNABİLECEĞİNE DİKKAT ÇEKMİŞTİ.

SORULARI ARKADAŞLARINA GÖNDERDİĞİ BELİRLENEN "BERAT KOŞUCU" VE BAZI KİŞİLER OLAYDAN HEMEN SONRA GÖZALTINA ALINDILAR. ANCAK BİR SÜRE SONRA SERBEST BIRAKILDILAR.

2010'DA YAPILAN KPSS SINAVINDA TAM PUAN ALAN KİŞİLERDEN BAZILARI YENİLENEN SINAVA GİRMEZKEN, GİRENLERİN TAMAMI İPTAL EDİLEN SINAVLARIN ÇOK ALTINDA PUAN ALABİLDİLER !

İDDİANAME HALA ORTADA YOK !

  • HUKUKLARI KATİLLERE YARADI !
AKP-MHP İŞBİRLİĞİYLE 3.YARGI PAKETİ'NE EKLENEN KİŞİYE ÖZEL DÜZENLEME İLE BAHÇELİEVLER KATLİAMI HÜKÜMLÜLERİNİN TAHLİYE EDİLMESİ, AKP HÜKÜMETİ DÖNEMİNDE SERBEST BIRAKILAN 'KATİLLERİ' AKILLARA GETİRDİ.

1. 9 EKİM 1978 TARİHİNDE BAHÇELİEVLER'DE 7 TİP ÜYESİ GENCİ İŞKENCE YAPARAK KATLEDEN "ÜNAL OSMANAĞAOĞLU" VE "BÜNYAMİN ADANALI" NIN DAHA YATMASI GEREKEN 11 YIL BULUNUYORDU.

2. 2 TEMMUZ 1993'DE 35 KİŞİNİN DİRİ DİRİ YAKILDIĞI "SİVAS KATLİAMI" DAVASI 13 MART 2012 TARİHİNDE ZAMANAŞIMINA UĞRADIĞI GEREKÇESİYLE DÜŞÜRÜLDÜ.

3. DOMUZ BAĞI CİNAYETLERİ İLE TANINAN HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELERİNİN SON TUTUKLULARI DA 4 OCAK 2011 TARİHİNDE TAHLİYE EDİLDİ. ÇOK SAYIDA HİZBULLAH MİLİTANI, TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GÖVDE GÖSTERİSİYLE TAHLİYEYİ KUTLADI.

4. AGOS GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ HRANT DİNK'İN ÖLDÜRÜLMESİNE AZMETTİRMEK SUÇUNDAN AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET VE "SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YÖNETİCİSİ OLMAK", "PATLAYICI MADDE İMAL ETMEK VE ATMAK" SUÇLARINDAN 22,5-48 YIL ARASINDA HAPİS CEZASI İSTEMİYLE YARGILANAN "ERHAN TUNCEL" 17 OCAK 2012 TARİHİNDE TAHLİYE OLDU.

(KAYNAK: AYDINLIK GAZETESİ, 12.07.2012)

AKP'NİN ÜLKEMİZİ "ASKERİ VESAYET"TEN KURTARIP İLERİ DEMOKRASİYE TAŞIDIĞINA İNANAN GÜZEL İNSANLARIMIZ BU İŞLERE NE DİYORLAR ACABA ? AKLIMA GELDİ: "UFUK URAS", "BASKIN ORAN"  NERELERDE YAHU ? 

9 Temmuz 2012 Pazartesi

“Zazaca” ve Kürtçe öğretim dili olabilir mi?

DOĞU PERİNÇEK/ “Zazaca” ve Kürtçe öğretim dili olabilir mi?
AYDINLIK- Cuma, 06 Temmuz 2012

Musa Tanrıkulu, 68 gençlik mücadelesi önderlerindendir. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı’nı bitirmiştir. Birikimli bir devrimci aydındır. Kürtçe eğitim ve öğretim tartışmasına katılıyor. Sunuyoruz. Bundan sonrası Sayın Musa Tanrıkulu’nun.


Tunceli’liyim ve anadilim “Zazaca”

Tunceli’li olmam ve Zazaca bilmem nedeniyle, eğitim dili tartışmasına bazı katkılarda bulunmak istiyorum.

Çoğu kişi “Dersim Zazacası” diyor. Bunlar, Cumhuriyet’e karşı oldukları için “Tunceli” ismini kullanmıyorlar. Benim için “Dersim” feodalizmi, “Tunceli” Cumhuriyet ve ilericiliği ifade ettiği için “Tunceli” ismini kullanacağım.

Tunceli-Pülümür Kınku (Çobanyıldızı) köyü doğumluyum. Yedi yaşımıza kadar Türkçe bilmezdik. Okula başladığımızda hem Türkçe öğrendik, hem de eğitim ve öğretim gördük.

Zazaca, Tunceli’nin tümü ile Bingöl, Erzincan, Muş, Diyarbakır, Elazığ gibi illerin genellikle kırsal ve dağlık bölgelerinde konuşulur.

Zaza sözcüğünün kökeni

Tunceli’de “Zazaca” kelimesini hiç duymadık. İstanbul, Ankara gibi Batı illerine geldiğimizde bu kelime ile karşılaştık. Tunceli halkı konuştuğu dile “Kırmançki”, başkalarının konuştuğu Kürtçe’ye ise “Kırdaçki” diyor. Bu “Kırdaçki” kelimesini tamamen mezhepsel ayrımcılık maksadıyla kullanıyor. Bölgenin Alevi olması nedeniyle; “Kırdaçki” konuşanlar onların anlayışına göre genellikle Sünni veya Şafi Kürt demektir. Zazalar Türkçe’ye de “Tırki” derler.

Fakültede Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde okumam, Farsça’ya olan özel merakım nedeniyle sözlükleri taramama rağmen “Zazaca” kelimesine hiçbir yerde rastlayamadım. Tarihçi Norman Stone’nun “Türkiye - Kısa Bir Tarih” adlı kitabında buldum. 1514 Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasındaki Çaldıran Savaşı’nı anlattığı bölümde şöyle der: “... Bunlardan kırk bin kişi kılıçtan geçirildi. Canlarını kurtarabilenler dağlara kaçtı. Bazıları ıssız ve geçit vermez bir bölge olan Dersim’e ulaştılar ve orada Zaza (“kekelemek” anlamına gelen Farsça bir kelime) Kürtçesini benimsediler (Remzi Kitabevi, Birinci basım, Kasım 2011, s.52). Buna da tam ikna olmuş değilim. Farsça sözlüklerde “Zaza” kelimesinin kekeleme anlamına geldiğine rastlamadım. Umarım bir uzmanı bulur, bizi aydınlatır.

Dilin zenginliği

Zazacanın yapısı, kelime hazinesi nedir? Aynı soru Kırmanci, Soranî gibi genel olarak birbirlerine yakın olan lehçeler için de geçerlidir. Bir dilin zenginliği ve gelişmişliği uygarlıkla doğru orantılıdır. Bir toplum ne kadar devlet veya imparatorluk kurmuşsa, ne kadar savaşlara girip çıkmışsa, ne kadar fetihler, göç dalgaları yaşamışsa, mal alıp mal satmışsa o toplumun dili de gelişir ve zenginleşir. Bölgemizde bu özelliklere sahip Türkler, İranlılar ve Araplar gibi milletler yaşamaktadır. İleri ve uygar toplumların dillerinden, geri kalmış toplumların dillerine sürekli olarak kelime ve kural akışı olmuştur.

Cumhuriyete kadar, Tunceli tamamen kapalı bir ekonomiye sahip. Ekilebilen toprağı çok az, yamaçlar veya çok az düzlük olan yerler halkın karnını doyurmuyor. Hayvancılıkla beraber zar zor geçinebiliyor. Rahmetli Turhan Olcaytu’nun deyimiyle: ‘Hasatı hacatına (tarımda kullanılan alet-edevat) yetmiyor.’ Böyle bir toplumda kullanılan kelime sayısı çok kısıtlıdır. Bu nedenledir ki Zazacada kullanılan kelime sayısı 1500-2000’i geçmez.

Dil alışverişleri

Yaptığım tespite göre bu kelimelerin yüzde 50’si Farsça, yüzde 30’u Türkçedir. Geriye kalan yüzde 20’sini anlayabilmek için de eski veya bazı komşu dilleri ( Akatça, Asura, Ermenice,Süryanice vb.) bilmek ve araştımak gerekiyor.

Türkçe ve Farsça’da yoğun bir şekilde kullanılan “Ş” harfi Zazacada “S” ye dönüştürülüyor. Örneğin, Paşa’ya “pasa”,”iş” e “is” ,”köşe”‘ye “kose” derler. Gurbete gidip köylerine geri dönenler, orada gördükleri eşyaların isimlerini bir veya iki harfini değiştirerek, kendi şivesine uydurarak Zazacaya sokuveriyor. Kitap görüyor, bunu “kitav”, soba görmüş bunu da “sova” şeklinde telaffuz ediyor. Zazaca’nın hiç bir zaman alfabesi olmadığı için yazı dili de olmamıştır. Durum böyle olunca ortaya kuralsız bir dil çıkmıştır. Şimdi Zazaca’ya Farsça’dan geçen bazı kelimeleri görelim:

Farsça Zazaca Türkçe

Asman Asmen Gökyüzü (Asuman)
Ca Ca Yer
To To-tı Sen
Çi Çi Ne
Rah Raye Yol / Ray
Çera Çıra Niçin
Kar Kar İş
Şeşt Şeşt Altmış
Ma Ma Biz
Rûz Roze Gün
Bar Bar Yük
Çend Çand Kaç
Zelzele Zelzele Deprem

Bunun gibi yüzlerce kelime gösterebiliriz. Batı dillerinden Türkçe’ye geçmiş veya öz Türkçe tüm kelimeler bir iki harfi değiştirilerek Zazacaya geçmiştir. Örnekler:

TÜRKÇE ZAZACA

Telefon Tilefon
Kalem Qeleme
Gaz Qaz
Defter Defter
Kitap Kitav
Radyo Radyo
Resim Resm
Bira Bira
Rakı Raqi

Hem Zazaca hem de diğer Kürtçe lehçelerin omurgasını Farsça’dan geçen ‘KERDEN’ (yapmak, etmek) fiili oluşturur. Bir veya iki harfini değiştirerek tüm zaman kiplerinde kullanılır.

Kar kerdo = iş yapmak
Nal kerdo = nal yapmak
Cite kerde = çift sürmek (yapmak)
Cewun kerdo = harman yapmak

Fizik, kimya, hukuk, ekonomi öğrenimi

Yüzde 50’si Farsça, yüzde 30’u Türkçe kelimeye sahip Zazacanın, geriye kalan yüzde 20’si nedir? Komşu halkların konuştuğu Ermenice, Gürcüce, Çerkezçe, Süryanice ve eski tarihi diller olan Akatça ve Asurca dillerini bilmediğimiz için fikir yürütemiyoruz. Ancak tarihi süreç içinde bu çok geniş coğrafyada bir çok diller doğdu, yaşadı ve öldüler. Med dili, Saka dili, Eski Farsça, Avesta dili, Harizm dili, Soğd dili vb. Bunlardan, orta dönem İran dillerinden olan Saka ve Soğd dili Semerkant, Buhara ve Hazar Denizi civarındaki birçok merkezde konuşulmaktaydı. 13. yüzyıla kadar konuşulan bu dillerdeki kelimelerin bugünkü Zazacada kullanılan kelimelerle benzerliği dikkat çekicidir (İran Edebiyatı, Prof. Dr. Nimet Yıldırım, Pinhan Yayıncılık, 1. Basım: Şubat 2012, s. 43).

SAKA DİLİ ZAZACA TÜRKÇE

Aspa Esb (Kürtçe) At
Atar Adır Ateş - Od/Ot
Çarma Çerm Deri - Çeper
Gauşa Guş Kulak
Hapta Heft Yedi
Huska Husk Kuru

Diğer lehçelerde de farklı değil. O kadar ki PKK (Partiya Karkeren Kürdistan - Kürdistan İşçi Partisi) adındaki karkeren = kar (iş) + keren (yapan, işçi) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Demek oluyor ki PKK bile Kürtçe kelimelerden meydana gelmemiştir. Denilebilir ki bunda ne var? Mesele gelip burada düğümleniyor. 1500 - 2000 kelime ile hayatını ancak devam ettirebilen Zazalar fizik, kimya, matematik, hukuk, edebiyat, sosyoloji kısacası fen, edebiyat ve kültür eğitimini hangi kelimeleri kullanarak öğrenecek. Asit, alkol, glukoz, tanjant, karekök, açı, dikdörtgen, üçgen vs vs kelimelere karşılık ne diyecek? Mecburen bu kelimeleri aynen kullanacak. O halde hazır elbise varken, yeni bir elbise aramamın ne alemi var? Kaldı ki Zazaca ve Kürtçe, Türkçe gibi üretken ve doğurgan birer dil değildir. Türkçenin ön ve son ekleriyle muazzam bir üretkenliği var.

Amaç nedir?

Kürtçe- Zazaca eğitimde ısrar eden emperyalistlerin tek amacı var. Kürtler ve Zazalar bilimsel eğitim ve öğretim almasınlar, cahil ve geri kalsınlar, bana muhtaç olsunlar. Bugün gerek Türkiye’de gerek Türkiye dışında bölücülük yapan Kürt kardeşlerimiz bilimi, bilgiyi ve teoriyi Cumhuriyetin okullarında ve Türkçe olarak öğrendiler. Ama Kürtçe eğitim görselerdi, (ki böyle bilimsel eğitim ve öğretim kurumları yok) bugünkü bilgi düzeyinde olmaları mümkün olamazdı.

Zazalar ve Kürtler için en zor eğitim dili

Zazalar ve Kürtler için en zor eğitim ve öğretim dili Zazaca ve Kürtçedir. Çünkü dil bilgisi ve kelime hazinesi bakımından yetersizdir. Kendisini ifade etmek için kelime bulmada zorlandığı zaman dili, hemenTürkçe’ye kayıyor. Bunun ana nedeni de yüzyıllardır beraber yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel birlikteliktir. Tarihe baktığımız zaman binlerce yıl yaşamış olan diller (Hititçe, Asurca, Akatça, Sümerce) bugün ölmüştür, kaybolmuştur. Tarihi süreç içinde coğrafyamızda öncelikle ölmeye mahkûm Zazaca, Kürtçe, Süryanice ve benzeri diller olacaktır. Emperyalistlerin Kürtçe eğitim dilinde ısrar etmelerinin nedeni; Türkiye’yi bölmek, Kürdümüzü kendine esir etmek, ilerde kendi dili olan İngilizce’yi ona dayatmaktır. Bitişik komşu dururken, kilometlerce uzaktaki sahte dostunun desteği ve yardımı olamaz. Bu coğrafyada Kürtlerin bütün komşularıyla birlikte barış ve ekonomik refah içinde yaşamaktan başka seçenekleri yoktur.

ABD’yi Allah gibi görenler!

SABAHATTİN ÖNKİBAR- AYDINLIK / Cuma, 22 Haziran 2012
ABD’yi Allah gibi görenler!


ABD’yi eleştiriyi haşa Allah’ı eleştirmek gibi görenlerin listesi:

1) Abdullah Gül!

2) Tayyip Erdoğan!

3) AKP kadroları !

4) Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve muvazzaf generallerin önemli bölümü!

5) MİT!

6) Kemal Kılıçdaroğlu!

7) Devlet Bahçeli!

8) Fethullah Gülen ile Cemaatı!

9) Enver Ören ile Cemaatı!

10) Anayasa Mahkemesi!

11) Yüksek Seçim Kurulu!

12) Yıllardır ABD aleyhine haber yapmayan Zaman Gazetesi ile diğer F Tipi Cemaat Medyası!

13) TÜSİAD!

14) Aydın Doğan medyasının yönetim kademesi!

Türkiye’nin AKP ile yediği itibar vurgunu

SABAHATTİN ÖNKİBAR-AYDINLIK / Salı, 26 Haziran 2012

Türkiye’nin AKP ile yediği itibar vurgunu


1) Amerikan askeri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına çuval geçirdi ama Türkiye bu rezilliğe karşı bir nota bile veremedi!

2) Tayyip Erdoğan, Peygamberimize hakaret eden Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne asla onay vermeyeceğiz demesinin ertesi günü hay hay deyip o ismi kabul etiğini açıkladı!

3) Tayyip Erdoğan hükümeti, Muavenet’in ABD donanması tarafından vurulmasına yine suskun kaldı!

4) K.Irak’ta PKK inlerine kara harekatı yapan Türk ordusu Bush’un tehdidi ile anında geri çekildi!

5) Diyarbakır’a karışırım diyen Barzani ile Türklere Kürt kedisini bile vermem diyen Talabani ABD’nin emriyle eller üstünde taşındı!

6)Tayyip Erdoğan’ın Libya’da NATO’nun ne işi var demesinin haftasında Türkiye Müslümanları vurmak için Libya’ya savaş gemilerini gönderdi ve İzmir’i NATO operasyon merkezi yaptı!

7) Ermeni tasarısında Fransa’ya güya posta atıldı. Ama el altından Fransız Bakana, “Rol yapıyoruz, tehditlerimizi ciddiye almayın” denildiği ortaya çıktı!

8) Erdoğan, Gazze’ye yardım götüren 9 vatandaşımızı katleden İsrail’e önce esip gürledi ama o ülkeye ambargo bile uygulamadı. Tersine barışmak için gizli arabulucular gönderdi ve Türklerin kanı yerde kaldı!

9) İran’da Ahmedinecad Tayyip Erdoğan’a aylar öncesinden verilen randevuyu hiçbir gerekçe olmaksızın iptal etti. Ancak Erdoğan, bu hakareti sindirerek geri dönmedi ve ertesi günü bekledi!!

10) Tayyip bey Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arayan Kıbrıslı Rumları günlerce tehdit etti. Lakin Obama’nın bir telefonu ile bir sustu, o gün bugün suskunluğu devam ediyor!

11) Erdoğan’ın her gün tehdit edip aşağıladığı Suriye uçağımızı düşürdü !

İmam Hatipler dini ve milli bütünlüğümüz için tehdittir, çünkü?

SABAHATTİN ÖNKİBAR/ İmam Hatipler dini ve milli bütünlüğümüz için tehdittir, çünkü?
AYDINLIK-Cumartesi, 07 Temmuz 2012

1. İmam hatip okullarının kuruluşundan sonra oturduğu zemin ya da üstlendiği misyon, laik-sosyal- hukuk devletinin kendi kendini sabote etmesidir!

2. İmam hatip okulları siyasal islamın kuluçka merkezidir!

3. İmam hatip okulları dün Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin, bugün de AKP’nin arka bahçesidir!

4. İmam hatip okulları ile devlet açıktan Atatürk Cumhuriyeti karşıtı nesiller yetiştirmiş ve bunları ülke yönetimine taşımıştır!

5. İmam hatip okulları ile laik ve milli devlete kin duyan kuşaklar yetiştirilmiştir!

6. İmam hatip camiası geneli itibarı ile ümmetçidir ve millet kavramını reddeder!

7. İmam hatip camialarında Türküm demek kavmiyetçiliktir!

8. İmam hatip çevrelerinde gizli bir Arap hayranlığı vardır!

9. İmam hatiplilerin geneli açıktan sünnicilik yaparlar ve Alevi kardeşlerimizi İslam dışı görürler

10. İmam hatiplilerin ekseriyeti islamı inanç yerine ideoloji gibi görür!

11. İmam hatiplilerin geneli için vatan Türkiye değil, seccadenin serildiği yerdir!

12. İmam hatipliler ulus devlet ile üniterliği önemsemezler!

13. İmam hatip camiasının ekseriyeti kendini harp okullarının karşı cephesi olarak görür!

14. İmam hatip dünyası ve kültürüne göre Türkiye darül harp yani kafir devlettir. Türkiye’den çalmak ya da rejimi yıkmaya uğraşmak cihat yani en büyük ibadettir!

15. İmam patipliler toplumu birleştiren değil, bölendir, zira bu okullarda dindar nesil yetiştiriliyor denilerek imam hatibe gitmeyenlere açıktan dinsiz ithamı yapılıyor!

16. İmam hatiplilik örneğin bugünkü AKP iktidarı döneminde ayrıcalıklı olmaktır ve bu özellik adeta parola yerine geçmektedir. Bugün Bankalar Birliği Başkanı olan Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın Halk Bankası Genel Müdürlüğü’ne atanması sürecinde Faruk Çelik Tayyip Erdoğan’a; “Efendim Hüseyin Aydın bizim gibi kolejli” (imam hatipli) diye lanse etmiştir.

17. Bugünkü yapı ve misyonu ile imam hatip okulları sadece dini değil milli bütünlüğümüz için de açık bir tehdittir!

3 Temmuz 2012 Salı

Tayyip Erdoğan sen Türkiye değilsin!

SABAHATTİN ÖNKİBAR/ Tayyip Erdoğan sen Türkiye değilsin!
AYDINLIK- Çarşamba, 27 Haziran 2012

Başbakan dün Suriye politikaları bağlamında kendinin eleştirilmesini, Türkiye’nin hedef alınması gibi sunuyor.

Orada dur Tayyip Erdoğan, sen Türkiye değilsin!

Eleştirenler Türkiye’yi değil, senin yanlış politikalarını hedef alıyor!

Senin tehditlerin Aydın Doğan’lara, Mehmet Emin Karamehmet’lere, Ferit Şahenk’lere, Turgay Ciner’lere ve şurekasına söker de bize sökmez!

Ne imiş efendim Suriye konusu milli mesele imiş!

ABD’ye uşaklık ne zamandır Türkiye için milli meseledir?

Emperyalizme köpeklik ne zamandır Türkiye için kırmızı çizgidir?

Suriye’yi imha ve bölgenin yeniden tanziminin ABD’nin acil projesi olduğunu duymayan, bilmeyen mi var?

Tersine Sayın Başbakan, senin Suriye politikalarına başkaldırmak milli bir vecibedir, zira Türkiye’yi Washington istiyor diye adım adım bölünmeye götürüyorsun!

Beşar Esad diktatör imiş de akıtılan kana seyirci kalamaz imiş!

Yahu sen değil misin Irak’da bir buçuk milyon Müslüman boğazlanır ve yüz binlerce mümin hanımın ırzına geçilirken, tecavüzcü o alçaklara, başarılı olmaları için duacıyız diye demeçler veren?

Cevap ver Irak’da akan kan, Müslüman kanı değil miydi?Öyle ise o gün susmanın ötesinde o katliama niçin destek oldun ve şimdi ne konuşuyorsun?

Dahası Beşar Esad diktatör idi ise neden onunla yıllar yılı ev ziyaretlerinde yüksük oynadın, sarmaş-dolaş oldun, boynuna sarıldın ve ortak bakanlar kurulu toplantısı yaptın? Esad bir günde mi diktatör oldu?

Dün Meclis Gurubundaki konuşmanda ayrıca hiç utanmadan bir de gazabımız şiddetli olur diyorsun!

Dur hele, Gazze’ye yardım yolunda

9 Türkü öldüren İsraillilere bir gazap kustun da biz mi işitmedik?Hatırla, o gün de aynı sözleri etmiştin!

Sadece İsraillilere değil, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arayan Kıbrıslı Rumlara asarız-keseriz dedin de ne oldu?

Tayyip bey Tayyip bey kolpacılık, Kasımpaşa-Hacı hüsrev metodudur, büyük devletler tehdit etmez gereğini yapar? Söyle bana askerimizin başına çuval geçirilmesinden, benzeri onlarca aşağılamaya bugüne kadar ne yaptın sen?

Son söz; bu bombalama olayı sana ilahi ikazdır. Tövbe et Tayyip bey ABD’nin taşeronluğunden vazgeç, Suriye ile kucaklaş. Bak AB ve NATO’daki sözde dostların bile itidal deyip patinaj yapıyor görmüyor musun!

Tayyip’ten aferin alan Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile AKP gider mi?

Dedik ya AKP’yi iktidar yapanlar muhalefeti de dizayn etti!

Evet Türkiye’deki muhalefet artık şeklidir, yani majestelerinin muhalefetidir!

Bahçeli’nin, malum merkezden kendine verilen MHP’deki müdürlük görevi bize göre kesindir ki maalesef Kılıçdaroğlu’da benzer görüntülerdedir!

Televizyonlarda, gazetelerde görmüşsünüzdür, malum olay sonrasında Bahçeli ile Kılıçdaroğlu peş peşe Başbakanın yanına özel kalem müdürü misali ilişiyorlar!

Yahu bilgilendirme denilen şey yanına gidilerek yapılır, ayağa çağrı olmaz... Realite bu ama Bahçeli ile Kılıçdaroğlu tam tersini yapıp, tıpıştıpış gidiyorlar ve bundan rahatsız olmuyorlar!

Bitmedi, özellikle Bahçeli ertesi gün yani dün Meclis Gurubunda adeta AKP sözcüsü gibi konuşarak Başbakan’dan kuvvetli bir aferin alıyor!

Sorarım size bu Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile bu Tayyip Erdoğan iktidardan alaşağı edilebilir mi?

Anketler ortada zaten AKP, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu sayesinde, bugünkü bu rezil yönetim tablosun da bile hala yüzde 50’lerde seyrediyor!

Cumhurbaşkanı kriz sürecinde Ankara’ya niçin gelmedi?

Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı hem devletin hem de yürütmenin başı!

Dahası Başkomutan!

Peki, böyle biri, son Suriye krizinde neden Başkent’de değil de İstanbul’da tatil yapıyor?

Abdullah Gül’ün programına baktım, hiç bir etkinliği yok sadece boğazda ki şahane Huber Köşkü’nde keyif çatıyor!

İyi de muhalefet parti liderlerine bile apar-topar çağrılar yapılır, TSK teyakkuza geçirilir ve Bakanlar Kurulu son yılların rekoru olan 7 saatlik bir toplantı yaparken Abdullah Gül yarım saatlik bir uçuşla Ankara’ya niye gelmez ve devlet zirvesine niye dahil olmaz?

Sakın, Abdulah Gül’e bilgi veriliyor demeyin, Cumhurbaşkanlığı Makamı malumat toplama merkezi değil, yukarıda söyledik Anayasaya göre devletin başı ve Başkomutandır!

Yandaş ve candaş medya yazamıyor ama biz söyleyelim, Gül ile Erdoğan arasında Anayasa Mahkemesinin son kararı sonrasında ciddi bir kırılma var. Öyle ki Tayyip bey’in Abdullah bey’i şahsen öne çıkaracak devlet etkinliklerinden uzak tutmak gibi özel bir gayreti söz konusudur. Gül de bunu gördüğü için uzak duruyor!

Başbakan’a göre siyaset konuları

Recep Tayyip Erdoğan’a göre:

- Suriye politikası ve uçağımızın düşürülmesi milli meseledir ve siyasete malzeme olmalı... (AKP bundan zarar görüyor da ondan)

- PKK terörü ve Kürt meselesi milli meseledir ve siyasete malzeme olmalı. (AKP zarar görüyor da ondan)

- Füze Kalkanı konusu milli meseledir ve siyasete malzeme olmamalı. (AKP zarar görüyor da ondan)

- Kıbrıslı Rumlara susulması konusu ağza alınmalı zira milli meseledir ve siyasete malzeme olmamalı. (AKP bundan zarar görüyor da ondan!)

- Yargı ve polisteki dehşet siyasallaşma ve kadrolaşma siyasete malzeme olmamalı (AKP bundan zarar görüyor da ondan!).

- Yolsuzluğu yazmak ve dillendimek siyaset dışı olmalı (AKP ondan da zarar görüyor).

- Buna mukabil Türk Silahlı Kuvvetlerini aşağılamak, ona sövmek ve ona operasyon milli mesele değil serbesttir (Çünkü AKP bundan kendince siyaseten fayda görüyor).

- Dinimizin siyasette kullanılması serbest (AKP bundan da fayda görüyor).

- Mezhepçilik yani dinsel ayırımcılık serbest (AKP bundan da fayda görüyor).