10 Aralık 2010 Cuma

Sırdaş hesaplar yüzünden Türkiye’yi kaç defa sattılar?

AYDINLIK-*5,12,2010- SAYI:1216
DOĞU PERİNÇEK

ABD DIŞİŞLERİNİN İÇ YAZIŞMALARI


Wikileaks belgelerinin önemi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iç yazışmaları olmasındadır. Devletlerin dışarıda bilgi toplayan kurumlarından en önemlisi, dışişleri örgütlenmesidir.

ABD, emperyalist devletlerin de ağasıdır; bir süper devlettir. Bütün devletler gibi, bilgiye dayanılarak yönetilir. Her devlet, çıkarlarını hayata geçirebilmek için, gerçeklere ulaşmaya çalışır. Hele dünya ölçeğinde politika yapan bir devlet, doğru bilgilere dayanarak, doğru hesaplar yapmak zorundadır. İç yazışmalarda, bilgi karartma, bilgi bozma amacı pek yoktur. Bir devlet içindeki farklı siyasetler, kuşkusuz toplanan bilgilere de yansır. O nedenle dışişleri memurunun görevi, kendi devletini doğru bilgilendirmesidir. Belgeler gizli kalacağı için, kamuoyu kaygısı da yoktur. O nedenle gönderilen raporlar, çıplak bilgilerdir. Üstüne elbise giydirilmeden, içine katkı maddesi konmadan gönderilmesi ilkedir. Bilginin nasıl kullanılacağına, karartma ve bozma işlemlerine veya üstünün örtülmesine karar verecek olan makam var!

YURTDIŞINDAKİ BANKA HESAPLARI “DEDİKODU” MU?

Bu bilgileri, “dedikodu” diye önemsizleştirmek isteyenler, AKP’nin “özel” birimleridir; bir de daha önce ABD Büyükelçiliği’ne bilgi taşıdığı için, her an bu görevinin ortaya çıkması korkusu içinde olanlardır.

ABD’nin Türkiye raporlarında yer alan bilgilere tek tek “dedikodu” mu diye bakılmalıdır. Hangisi dedikodudur?

-Türkiye’nin AB kapısına bağlanıp, orada denetim altına alınması mı dedikodu?

-Tayyip Erdoğan’ın yabancı bankalarındaki “sırdaş hesapları” mı dedikodu?

-İncirlik’teki nükleer silahlar mı dedikodu?

-Tayyip Erdoğan’ın milyarlarca dolarlık “birikimleri” mi dedikodu?

-Remzi Gür’lerin Tayyip Erdoğan’ın yurtdışındaki gizli kasası olduğu mu dedikodu?

-Tüpraş’ın özelleştirilmesinde ceplere indirilen 400 milyon dolar mı dedikodu?

-ABD ile PKK arasındaki işbirliği mi dedikodu?

-Türkiye’nin bir mafya tarafından yönetildiği mi dedikodu?

-AKP ricalinin ABD Büyükelçiliğine bilgi taşıdığı mı dedikodu?

-Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül arasındaki “kadim dostluk” mu dedikodu?

SIZINTI MI? TERTİP Mİ?

Bu belgeler, ABD devletinin kontrolü dışındaki güçlerce mi yayınlanıyor, yoksa ABD’nin hakim güçleri içinde bir grubun planlı bir tertibi mi söz konusudur?

Bu konuda sağlıklı saptamalarda bulunmak için, devamına bakmak gerekiyor.

Ancak ne olursa olsun, Cumhuriyetin çöküşünü sergileyen gerçeklere hiçbir yurtsever kayıtsız kalamaz.

AYNI ZAMANDA ŞANTAJ MALZEMESİ

Yalanlarla şantaj yapılamaz. Şantaj ve tehdidin malzemesi gerçeklerdir.

ABD Büyükelçiliklerinin Türkiye’de şantaj malzemesi toplamakta üstün bir gayret içinde olduğu görülüyor.

Soru şudur:

İsviçre bankalarındaki gizli hesaplar, yolsuzluklar, işlenen en ağır suçlar nedeniyle Türkiye acaba kaç kez satılmıştır?

Herkes bilmelidir ki, Türkiye’yi yönetenlerin vurgunları, yolsuzlukları, yalnızca suça ve ahlaki çözülmeye işaret etmez.

Yolsuzluğa ve ahlaksızlığa batan bu yöneticiler, acaba ABD’nin hangi dayatmalarına boyun eğdiler, Türkiye’yi kaç kez pazarladılar?

BUNLAR MI MÜSLÜMAN?

ABD Büyükelçiliğine bilgi yetiştirenler, kendi liderlerini ve arkadaşlarını emperyalistlere gammazlamak ve çekiştirmek, çıkarcılık, yiyicilik, ahlaki çöküntü ve dağılma manzaraları, toplumu düşünen herkese hüzün verdi.

Herkes, bunlar mı devleti yönetiyor diye soruyor ve yazıklanıyor.

Müslümanlığın temel ahlakı açısından bakıldığı zaman, “bunlar mı Müslüman” sorusu da dile geliyor.

Hz. Muhammed, “Yöneticileri yoksul ölen milletler zengin olur. Yöneticileri zengin olan milletler fakirlik çeker” diyordu.

MAFYA REJİMİ

Bu belgeler, emperyalist-kapitalist sistemin son manzaralarıdır. Sistemin merkezindeki ABD veya sistemin kenarındaki Türkiye, mafyalar tarafından yönetilmektedir. Kaynakların kâr esasına göre dağıldığı sistem gitmiş, yerini mafya rantları diyebileceğimiz bir sömürü tipi almıştır. Devlet mekanizması da, mafya rantlarını paylaştıran ve koruyan bir örgüte dönüşmüştür. Halk üzerinde Gladyo tertip, şantaj ve baskılarıyla ayakta kalmaya çabalayan bir şiddet aygıtı kurulmuştur. “Demokrasi”, Mafya-Gladyo rejiminin örtüsüdür.

Gladyo-Mafya-Tarikat rejimlerinin devlet adamları olmuyor; Sözleşmeli Personeli oluyor.

Daha belgelerin binde biri yayımlandı. Bunların hepsi ciddi bilgilerdir. ABD Büyükelçilerinin, AKP yöneticileri hakkında “Tayyip Erdoğan’ın buldog köpeği”, “yalakalar”, “AB koridorlarında futbolcu edasıyla dolaşanlar” gibi “değerlendirmeleri”, tarih boyunca efendilerin köleleri hakkındaki aşağılamalarıdır. Spartaküs dizisinde pek çok örneği ilgiyle izleniyor.

‘Üniversite özgür eylem yeri değil’

Cumhuriyet 11.12.2010
GÜL’E GÖRE ÖLÇÜ KAÇTI


YUSUF BAŞTUĞ


ADANA - Üniversitelerdeki yumurtalı protesto eylemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gençlerin heyecanını anladığını ancak ölçüyü kaçırmamanın da önemli olduğunu söyledi. Gül, “Üniversiteler özgür düşünce yeridir, özgür eylem yeri değildir. Herkes dikkatli olsun” diye konuştu.

Eşi Hayrünnisa Gül ile birlikte Adana’yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Gül, Adana Valisi İlhan Atış’ı makamında ziyaret etti. Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, yumurtalı protesto eylemlerini değerlendirirken gençlikten kaynaklı heyecan yaşandığını, bunun normal olduğunu söyledi. Gençliğin heyecanını anladıklarını ancak ölçüyü kaçırmamak gerektiğini irdeleyen Gül şöyle konuştu: “Biz de gençlik çağının heyecanını yaşadık. Ama tabii ki buna bağlı hareketlerin ölçüsünün kaçırılmaması da çok önemli. O zaman düzensizlikler ortaya çıkar. Hoş olmayan manzaralar ortaya çıkar. Burada bu dengeyi iyi muhafaza etmek gerekir. Üniversitelerdeki bu son olayları daha her şeyin yeni başındayken dikkatlice değerlendirmeli.”




İleri demokrasiyi unuttu

Cumhuriyet 11.12.2010
Erdoğan, protestocu gençleri illegal örgüt mensubu ilan etti, polisin uyguladığı şiddeti savundu

© İstanbul’da ve Mülkiye’de protesto eylemleri yapan gençleri ve onlara destek verdiğini belirttiği CHP’yi sert bir dille suçlayan Erdoğan, üniversite öğrencilerini de illegal örgüt mensubu olmakla suçladı. Protesto gösterisini saldırı olarak değerlendirip polis şiddetini savunan AKP lideri, öğrencilerin yumurta alabilmesini de bol paraları olmasına bağladı.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Başbakan Tayyip Erdoğan, AKP genişletilmiş il başkanları toplantısında, İstanbul’da ve Mülkiye’de protesto eylemleri yapan gençleri ve onlara destek verdiğini belirttiği CHP’yi sert bir dille suçladı.

Erdoğan, medyanın eylemleri çarşaf çarşaf sayfalarına, CHP’nin de Meclis koridorlarına kadar taşıdığını ifade ederek, “Kim bunlar? İllegal örgüt mensupları. Kim bunlar? Bütün illegal olaylar içinde yer alanlar. Bunlarla seçim kazanacaklarını zannediyorlar. Boşuna uğraşıyorsunuz. Eğer bu ülkede fikir ve düşünce özgürlüğünü şiddete bulaştıranlarla şiddetle bunu götürmeye gayret edenlerle CHP’nin yöneticileri el ele verdiği sürece benim milletim onları hiçbir zaman affetmeyecektir” dedi.

Erdoğan, polisin görevinin can ve mal güvenliğini sağlamak, asayişi temin etmek olduğunu, Dolmabahçe’de rektörleri davet ettiği toplantıya öğrencilerin davetsiz katılmak istediklerini kaydederek, “Davetsiz herhangi bir toplantıya icabet katılım diye bir şey söz konusu olabilir mi? Ona baskın derler, saldırı derler” diye konuştu. “Orantısız güç” eleştirilerine karşı da Erdoğan, “Ne olacaktı Dolmabahçe ofisine gelsinler, bassınlar, orada arzu ettiğiniz tablo mu ortayla çıksın? Her yerde bu tür toplantılara belli bir mesafeye kadar müsaade edilir. Neyi protesto ettiklerini de bilmiyorum doğrusu” şeklinde konuştu.

Erdoğan, öğrencilere fırsat olsaydı bir tavsiyede bulunmak istediğini de belirterek “Bu kadar hakikaten bol paranız var. Güzel bir omlet yapın da akşama omlet yiyin derdim” dedi.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken de Ergenekon benzetmesinde de bulunarak şunları söyledi: “Geçmişte Ergenekon’dan besleniyorlardı. Şimdi o kaynakları kuruduğu için ona benzer başka kaynaklar aramaya başladılar. Baktılar ki WikiLeaks belgeleri Ergenekon’la benzer bir işi yapıyor. Aynı vazifeyi görüyor. Sorgusuz sualsiz WikiLeaks belgelerine sarılıyorlar.”




Erdoğan’a WikiLeaks yanıtı

Cumhuriyet 09.12.2010
WASHINGTON (Cumhuriyet) - ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, WikiLeaks belgeleriyle ilgili olarak, “ABD’li diplomatların dedikodu, magazin, iddia ve iftiralardan oluşan gayri ciddi yazışmaları” demesi hakkında, “Diplomatlarımız ülkelerde yaşanan gelişmelerle ilgili samimi ve dürüst değerlendirmelerini sunarlar. Bu faydalı ve önemli” dedi.

Crowley, düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’ın açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine, “Diplomatlarımız bunu yapmaya devam edecek. Diğer ülkelerin diplomatları da aynısını yaparlar” diye konuştu. Bir gazetecinin, “Erdoğan’ın İsviçre’de banka hesaplarının bulunduğu iddialarını” belirterek, bu konuda herhangi bir Türk yetkiliyle temasa geçip geçmediklerini sorması üzerine Crowley, belgelerin içeriğine dair yorum yapmayacağını söyledi.

Laptopları bırakın ricası

Crowley, WikiLeaks olayının ülkeden ülkeye farklılık gösterebilecek “bazı etkilerinin” görülebileceğini kabul ettiklerini, önceden daha fazla diplomatın yer aldığı bazı toplantılara şimdi daha az sayıda diplomatın katıldığını, en azından bir toplantıda, dizüstü bilgisayarların odanın dışında bırakılması yönünde ricada bulunulduğunu da belirtti.

Hem ABD Dışişleri hem de Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, bazı ülkelerle güven sorunu yaşandığını ve ABD’nin dış ilişkilerinin zarar gördüğünü belirttiler.

WikiLeaks Belgeleri ve Türkiye

Cumhuriyet 09.12.2010
Davutoğlu, Clinton’la görüşmesinin ardından “Clinton Türkiye’den özür diledi” şeklinde bir açıklama yaptı. Oysa, gerçekte Clinton’ın Türkiye’den özür dilemediği, sadece gizli kalması gereken belgelerin açıklanması nedeniyle derinden üzüntü duyduğunu söylediği ortaya çıktı. TBMM kürsüsünden de açıkladım. Yalan söylemeyi itiyat haline getirmiş bir Dışişleri Bakanımız var.


Şükrü M. ELEKDAĞ CHP İstanbul Milletvekili

WikiLeaks ifşaatının ABD dış politikasına çok ağır zararlar vereceğinin ve bazı devletlerle arasında skandal boyunda krizlere yol açacağının ortaya çıkması, bu sızmaların ABD tarafından yürütülen bir “dezenformasyon” ve “manipülasyon” operasyonu olduğu yolundaki iddiaların inandırıcılığını kaybetmesine yol açtı. Halen, ifşaattan en çok zarar görenlerin başında, ABD büyükelçisinin portresini “Nezaket ziyaretimde uyuyakaldı. Yorgun ve aklı başka yerde görünüyor” şeklinde çizdiği İtalyan Başbakanı Berlusconi ile mafya babası olarak tanımlanan ve mafyaya siyasi suçlar işlettiği iddia edilen Başbakan Putin geliyor. Belgeler, her ikisi hakkında fevkalade hakaretamiz ve küçültücü olayları ve akçalı yolsuzluk iddialarını içeriyor.

“Bu durumda AKP iktidarının, WikiLeaks sızmalarının arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğu ve gerçekte AKP iktidarı ile Başbakan Erdoğan’ı ve çevresini hedef alan bir komplo olduğu yolundaki iddiası da çöküverdi.” Ancak belgelerde yer alan, Başbakan Erdoğan’ın “vizyonsuz” , “okumayan” ve “dizginsiz hırsa sahip” olduğu, ayrıca “İsviçre bankalarında hesapları bulunduğu”, Başbakan’ın danışmanlarının ve çevresinin, “sığ”, “yeteneksiz”, “yalaka” ve “yolsuzluğa bulaşmış” kişilerden oluştuğu, Davutoğlu’nun “olağanüstü tehlikeli ve deli” bir kişi olduğu, hükümetin dış politikasının ise “İslami eğilimli” ve “Rolls Royce ihtirasına ama Rover gücüne sahip bulunduğu” yolundaki iddia ve yorumlar, AKP iktidarını öfkelendirmeye devam ediyor. Bu nedenle, iktidar ve yandaş basın, ABD büyükelçilik raporlarının gerçek dışı bilgileri ve “uydurma iftira ve söylentileri” içerdiğine Türk kamuoyunu inandırmak için, bunları “sığ”, “kalitesiz”, “dedikodudan başka bir şey olmayan”, “ciddiyetten uzak” ve “önemsenmemesi gereken” belgeler olarak niteleyen yoğun bir psikolojik harekâta girişmiş bulunuyor. “Başbakan da kendisi hakkındaki iftiraları ‘araştırıp soruşturmadan’ rapor eden ABD büyükelçileri hakkında yargı yoluna başvuracağını söyledi ve bu diplomatların ABD yönetimince de cezalandırılmasını istedi.”

Başvurulabilecek hukuk yolu yok

Ne var ki, 2 Aralık’ta ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Sözcüsü Philip Crowley, “Büyükelçilerimiz ve konsoloslarımızın yaptığı mükemmel işi inkâr etmiyoruz” diyerek ABD’li diplomatların görevlerini ifa ediş tarzlarının sorgulanmayacağının altını çizdi. Bunu takiben 3 Aralık’ta Yabancı Basın Merkezi’nde de ABD diplomatlarına yönelik olarak herhangi bir yasal girişimde bulunulmayacağını açıkladı. Bu yaklaşımla, Obama yönetimi, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin diplomatlara yargı bağışıklığı öngören 39/2 maddesini deldirmeyeceği hususundaki kararlılığını ve diplomatlarına karşı açılabilecek davalara karşı tutum aldığını da ortaya koymuş oldu. ABD’ye ve diplomatlarına karşı başvurulabilecek hukuk yollarına gelince, bu alanda işlerliği olan bir seçenekten söz etmek şu nedenlerle gerçekçi değil: (1) Bir devletin başka bir devleti yargılama yetkisi olmadığını öngören uluslararası hukuk kuralı nedeniyle, belgelerin yayımlanmasındaki kusur veya ihmali nedeniyle ABD’ye karşı Türk mahkemelerinde dava açılamaz. (2) ABD federal mahkemelerinde belgelerin yayımlanmasından zarar gören kişiler, örneğin bazı bakanlar veya Başbakan’a yakın işadamları ABD’ye karşı tazminat davası açabilirler. Ancak tarafların kirli çamaşırlarının aleniyete dökülmesine yol açacak böyle bir yargı sürecinin davacıya zarar vermesi olasılığı yüksektir. Bu nedenle uygulanabilir bir seçenek değildir. (3) ABD, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) yargı yetkisini kabul etmiyor. Bu nedenle, sorunun UAD’ye götürülmesi için, Türkiye’nin önce ABD’yle arasında tazminat konusunda bir anlaşmazlık yaratması, sonra da ABD’yi Divan’ın yargı yetkisini tanıyan bir beyanda bulunmaya ikna etmesi gerekiyor. Bu da mümkün değil. “Bu hususlar, Başbakan Erdoğan’ın yargı konusunu diline pelesenk etmesinin kendini avutmaktan başka bir şeye yaramadığını ortaya koyuyor.”

Davutoğlu alnımı karışlayacak mı?

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 29 Kasım’da ABD Dışişleri bakanı Hillary Clinton’la görüşmesinin ardından, Clinton’ın WikiLeaks belgeleriyle ilgili olarak “Türkiye’den özür dilediğini” alayıvala ile ilan etmişti. Akşam Genel Yayın Müdürü İsmail Küçükkaya bu işte bir bit yeniği olduğunu hissetmiş ki Bakan’a “Clinton’ın özür ifadesinin net olup olmadığını” sormak ihtiyacını duymuş. Davutoğlu’nun bu soruya verdiği cevap şöyle: “Açıkça özür dilendi bizden. Birileri karşımıza çıkar aksini söylerse alnını karışlarım” (Akşam, 03/12/2010). Oysa, AFP ajansının 30 Kasım tarihli Washington kaynaklı haberinde yer alan şu ifadeler Davutoğlu’nu kesinkes yalanlıyor: “Davutoğlu’yla toplantıdan sonra Clinton, ABD’nin gizli olması gereken belgelerin açığa çıkmış olmasından dolayı derinden üzüntü duyduğunu söyledi.” Hemen belirtelim ki, Davit Crowley de 2 Kasım’daki basın toplantısında Clinton’ın özür dilemeyip üzüntüsünü beyan ettiğini vurgulamıştır.

“Clinton’ın açıklaması, Davutoğlu’nun bir nefeste iki katmerli yalan söylediğini ortaya koyuyor. Birincisi, Clinton özür dilememiş, üzüntü beyan etmiştir. İkincisi, Clinton’ın derin üzüntüsünün nedeni belgelerin Türkiye’de yarattığı rahatsızlık değil, gizli belgelerin yasadışı yollardan açıklanmış olmasıdır. TBMM kürsüsünden de açıklamış olduğum üzere, Davutoğlu yalan söylemeyi bir alışkanlık haline getirmiştir.” Nitekim, Davutoğlu, İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine saldırısı olayının Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde görüşülmesinin ardından yayımlanan başkanlık açıklamasında, İsrail’in kınanmasını sağlamış olduğunu bir başarı olarak ilan etmişti. Oysa, İsrail kınanmamış, gemideki direnişçilerle birlikte İsrail askerlerinin eylemleri kınanmıştı.

Dış politikada yalana başvurularak sağlanan kazancın kısa vadeli olacağı ve ülkenin güvenilirliği ve inandırıcılığı üzerinde telafi edilemez zararlar yaratacağı bilinmelidir. Bu endişeyi, WikiLeaks belgeleri arasındaki 1 Aralık 2010 tarihli ve 09ANKARA 1472 sayılı raporun incelenmesi sırasında duymamak kabil değil. “Rapor, projenin kesinkes İran’a karşı olduğunun ve İsrail’i koruma amacını güttüğünün kesinkes bilinmesine rağmen Başbakan Erdoğan’ın NATO çatısı altında uygulandığı takdirde Türkiye’nin projeye katılacağını muhataplarına söylediğini açıklıyor.” AKP iktidarının Amerikalılardan talep ettiği husus, İran’ın “kör kör parmağım gözüne” hedef olduğunun ilan edilmemesi suretiyle İran’ın kandırılabilmesi için zemin hazırlanmasıdır. Bütün bunlar, “Davutoğlu’nun, Lizbon zirvesinde ‘Türkiye’nin çabasıyla İran’ın NATO açısından ana tehdit odağı olarak kabul edilmemesini sağlandı’ yolundaki açıklamasının bir başka kuyruklu yalan olduğunu gösteriyor.”

Esasında ABD büyükelçilerinin raporlarının çoğunun, analitik değeri olan ve AKP iktidarının politikalarını ve siyaset felsefesini derinlemesine değerlendiren belgeler olduğu görülüyor. Uluslararası ilişkilerde karşı tarafın ne düşündüğünü bilmek en önemli kozlardan biridir. Türkiye’ye komşu ülkelerin politikalarını da değerlendiren WikiLeaks belgeleri, Türk siyaset adamları için bir hazine değerindedir. Belgelerden çıkarılacak önemli dersler vardır. Örneğin, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin liderleri, ısrarla ve bir an evvel ABD’nin İran’ı vurmasını istiyorlar. Bu ülkeler İsrail’i kendilerine İran’dan çok daha yakın görüyorlar. Bu konjonktür, Suudi Arabistan’ın İsrail uçaklarına İran’ı bombardıman için hava sahasını açacağını ortaya koyuyor. “Bu ortamda ABD Savunma Bakanı Gates de Savunma Bakanımız Vecdi Gönül’e ‘İsrail İran’ı vurabilir’ demiştir. Bunun anlamı, İsrail’in İran’a muhtemel saldırısına ABD’nin yeşil ışık yaktığından başka bir şey olabilir mi?”

İsviçre’deki hesaplar

Başbakan’ın İsviçre bankalarındaki hesaplarına ilişkin iddialar hakkında Kılıçdaroğlu ölçülü ve dikkatli bir açıklama yapmıştı. Buna rağmen Başbakan’ın “WikiLeaks hezeyanlarına sarılıp bunları siyaset malzemesi yapmak, fırsatçılıktır, alçaklıktır, seviyesizliktir” demesi iç siyasette tansiyonu tırmandırdı. “Başbakan’ın bununla da yetinmeyerek aynı hakaretamiz ifadeleri medyaya karşı da kullanması ve bu haberleri manşet yapanların akıbetlerinin Silivri cezaevi olacağını ima eden sözler söyleyerek medyaya karşı terör havası estirmesi son derece talihsiz bir olay oldu. Bu tehdidin Türkiye’de esasen baskı altında bulunan basın özgürlüğü üzerinde daha da kısıtlayıcı etkiler yaratacağı kuşkusuzdur.” Kılıçdaroğlu’nun, “mali sicilinin ve mali geçmişinin temiz olmadığını” ileri sürdüğü Başbakan’ı televizyonda tartışmaya davet etmesi, WikiLeaks belgelerindeki yolsuzluk iddialarının seçim kampanyası sırasında hayli işleneceğine işaret ediyor.

Cemaate göz kırptı

Cumhuriyet 09.12.2010
Terör örgütü lideri Öcalan, avukatları aracılığıyla Gülen cemaatine işbirliği teklif etti

Yurt Haberleri Servisi - Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen cemaatine işbirliği çağrısında buludu. Fethullah Gülen cemaatini büyük bir güç olarak tanımlayan Öcalan, “İki dinamik gücün karşılıklı anlayış göstermesi ve dayanışma halinde olması gerektiğini” öne sürdü.

Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi PKK’ye yakınlığıyla bilinen internet sitesi ANF’de yayımlandı. Burada yayımlanan habere göre Öcalan, öncelikle kendi belgeselinin yapılmasını istedi. Hayatının çok önemli olduğunu söyleyen Öcalan, “Bunların hepsi tarihtir, müthiş bir arşiv konusudur. Bu konuda geç kalınmamalıdır. Tarihimizin daha iyi anlaşılması için bu çalışmalar yapılmalıdır. İşte gazeteciler, sinemacılar öyle köşeye çekilerek iş yapacaklarına, bu tür önemli çalışmalar içine girebilirler” diye konuştu. Gülen cemaatine işbirliği çağrısında bulunan Öcalan şunları söyledi:

“Biz hiçbir zaman kendilerinin varlığını inkâr etmedik, onlardan da bizi inkâr etmemelerini bekleriz. Hem kendileri hem biz, gerek Türkiye’de gerek Ortadoğu’da önemli aktörleriz. Kendileri Türkiye’nin hatta Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde rol alabilirler, önemli bir güçleri var. Ben, kendilerini bir tarikat-cemaat olarak görmüyorum. Biraz sivil toplum örgütü hatta bir siyasi parti işlevine sahip olduğunu düşünüyorum. Bana göre daha çok Türkiye ve Ortadoğu’da bir sivil toplum örgütüdür. Hatta Ortadoğu’nun bir siyasi partisi gibiler. Oldukça dinamik güçleri var” dedi. Geçmişte devletin bazı cemaatleri kullandığını, Hizbullah-PKK çatışması yaratıldığını söyleyen terör örgütü lideri Öcalan, silahsızlanma konusunda da anayasal güvence istedi.

Devlet yetkilileriyle birkaç kez görüşüldüğü yolunda basında yalanlanmayan haberler çıkan Öcalan, PKK’nin eylemsizlik kararıyla ilgili daha önceki görüşmelerinde dile getirdiği 1 Mart tarihinin yanlış anlaşıldığını savunarak bu kez tarihi yeniden hazirana erteledi. Öcalan, “Ben mart uyarısı yaptığımda da yanlış anlaşılıyor. Burada bir şantaj yok, bir tehdit yok, tek başına savaş çıkacak uyarısı da yok” diye konuştu.

Mart ayında kapsamlı bir değerlendirme yapacağını söyleyen Abdullah Öcalan, “Mart ayında önemli değerlendirmelerimiz olacak, süreci tekrar ele alacağız. Nihai karar tarihi haziran ayıdır” dedi.














Assange için yürüdüler

Cumhuriyet 11.12.2010
Dış Haberler Servisi - WikiLeaks internet sitesinin kurucusu Julian Assange, İngiltere’de tutulduğu cezaevinde “güvenliği gerekçesiyle” tek kişilik hücreye alınırken, destekçileri çeşitli şekillerde kampanyalarına devam ediyor. Avustralya’nın Sydney ve Melbourne şehirlerinde dün yüzlerce kişi Avustralyalı Julian Assange için yürüyüş düzenledi. “Assange’a özgürlük”, “ABD’nin askeri, ekonomik ve kültürel egemenliğine hayır”, “İfade özgürlüğü temel bir haktır” ve “Bırakın demokrasi yaşasın” yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, Avustralya hükümetine Assenge’ın haklarına sahip çıkması çağrısında bulundu. “GetUp!” (Ayağa Kalk!) isimli aktivist grup, 50 binden fazla kişinin haber alma özgürlüğünü destekleyen bir dilekçeyi imzaladığını ve dilekçenin Amerikan gazetelerinde yayımlanması için yaklaşık 250 bin dolar para toplandığını açıkladı.
“Avaaz” (Ses) isimli küresel hareket grubu da, WikiLeaks’in kurucuları ve çalışanlarına sindirme politikası uygulanmaması ve ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması çağrısıyla “www.avaaz.org” adresinde imza kampanyası başlattı.Hollanda’da 16 yaşında bir genç, WikiLeaks’e ödemelerde kredi kartlarının kullanımını durduran Visa ve Mastercard’ın internet sitelerine siber atak düzenlediği iddiasıyla gözaltına alındı.